Akif Emre Kimdir? PerÅŸembe, Apr 5 2007 

İlk ve orta öğrenimini memleketi olan Kayseri’de tamamladı.
İstanbul’da mühendislik eÄŸitimi aldı. Yayıncılık, gazetecilik ve televizyonculuk yaptı. Osmanlı ÅŸehirleri (Saraybosna, Mostar, Üsküp, Selanik 1,2, Kudüs1,2) ve Mimar Sinan 6 bölüm üzerine olanları baÅŸta olmak üzere birçok belgesel hazırladı.
Bir süre İnsan Yayınları’nın genel yayın yönetmenliÄŸini yaptı.
KüreselliÄŸin Fay Hattı (2001), Göstergeler (1997), ‘İz’ler (2001, Türkiye Yazarlar BirliÄŸi ödülü aldı) adlı eserleri yayımlandı.
Yeni Şafak gazetesinin kurucuları arasında yer aldı ve bir döneme genel yayın yönetmenliğini üstlendi.
Hâlen Yeni Åžafak gazetesinde köşe yazarlığının yanı sıra Küre ve Klasik Yayınları’nın genel yayın yönetmenliÄŸini yapmaktadır.

Akif Emre Kişisel Günlüğü

Fehmi Koru Cumartesi, Mar 31 2007 

http://www.medyaline.com/resimupload/files/fehmi_koru.JPG

Gazeteci-Yazar. Uzun yıllar Zaman Gazetesi’nde Ankara temsilciliÄŸi ve köşe yazarlığı yaptıktan sonra son iki yıldır bu görevi Yeni Åžafak Gazetesi’nde sürdürüyor.ABD Harward Üniversitesi mezunu.Dış literatüre vakıf olmasının yanında, biliÅŸim teknolojisine yakınlığı ile biliniyor. Taha Kıvanç takma adıyla kulis yazıları yazıyor.

Çok bilinen sır: Fehmi Koru
Cemal A. Kalyoncu
Aksiyon 11 Mart 2000

“Ben çok iddialı olduÄŸum konularda yanıldığımı zannetmiyorum; ama iddiasız olduÄŸumda da zaten iddiasız olduÄŸumu, yazdıklarımın ihtiyatla karşılanması gerektiÄŸini mutlaka belirtirim… Mizacen fazla kavgacı birisi deÄŸilim. Zorda kalmasam, ihtiyaç olduÄŸunu düşünmesem hiç bir zaman baÅŸkası ile kalem kavgasına girmem… Hikmet Çetinkaya ile karşı karşıya geliÅŸim Türk basını açısından büyük bir talihsizliktir.”
Arşiv gazeteciliğin en temel özelliğidir. Bu ille yazılı olmak zorunda değildir, hafızalarda yer eden küçük ayrıntılar da birer arşiv bilgisidir gazeteci için.

 Emin ÇölaÅŸan, 26 Kasım 1996′da gazetesi Hürriyet’in kendisine sansür uyguladığının ispatlanması halinde hemen o gün bu mesleÄŸi bırakacağını yazar: “…EÄŸer gazetemin benim yazılarımdan, cümlelerimden ve hatta sözcüklerimden birine sansür uyguladığını kanıtlarsa, kanıtlamanın da ötesinde bir tek belirtisini gösterirse, ben bu mesleÄŸi o gün bırakırım.”

 Ã–nceki gün baktım Emin ÇölaÅŸan hala Hürriyet’teki yazılarına devam ediyordu. ÇölaÅŸan’ın o yazısının devamı da var. Sürükleyici bir yazı olduÄŸu için, kopamadım: “Çünkü onurlu ve ÅŸerefli bir gazeteci, yazısındaki her sözcüğün sahibidir. Bir tek satırına sansür uygulanması bile, onun derhal istifa etmesini gerektirir. (…) EÄŸer basında yazılarının sansür edilmesini kabul edip içine sindiren ‘köşe yazarları’ varsa (!) onlar zaten haysiyetsizdir.”

Aradan dört yıl geçer. ÇölaÅŸan’ın yazısı gazetesi Hürriyet tarafından sansür edilir. ÇölaÅŸan internetin azizliÄŸine uÄŸrayacaktır. İnternetteki yazı ile Hürriyet’teki yazı birbirini tutmamaktadır. Ama sansür hiç kimse tarafından farkedilmez. Bir kiÅŸi hariç: Taha Kıvanç.

doÄŸrusunu söylemek gerekirse sansür bütün gazetelerde vardır ve her gazetecinin başına her an gelebilen birÅŸeydir. Ama ÇölaÅŸan’a uygulanan sansürü farklı kılan, onun dört yıl önce yazdığı yukarıdaki satırlardır. Taha Kıvanç, Emin ÇölaÅŸan’a, uygulanan sansür olayını belleÄŸi ve arÅŸivi sayesinde ‘yakalayıp’ gözler önüne sermiÅŸtir.

 Taha Kıvanç için basındaki en iyi hafiyelerden birisidir demek de yerinde bir tespittir sanırım. Onu baÅŸarılı bir hafiye-gazeteci kılan özelliklerin başında onun çok okuyan, en küçük ayrıntıları dahi gözden kaçırmamaya çalışan, sürekli gözlemleyen ve daha önemlisi bilgisayar teknolojisinin çok iyi bir kullanıcısı olması gelmektedir. Türk basınında bilgisayarı ilk kullanan gazetecilerden biri belki de ilki olmasının ona verdiÄŸi desteÄŸi, çok iÅŸine yarayan arÅŸivleme ve bilgiye kolay ulaÅŸma aÅŸamasında olmaktadır. Hafızasının kuvvetli olması da Kıvanç’ın iÅŸinde bu kadar baÅŸarılı olmasının sebeplerinden bir tanesidir. Bütün bunlar ortaya bir hafiye gazeteci portresi çıkarır.

 Baba oÄŸul gazeteci!!

Bunların sonucunda Türk basınının en çok taklidi yapılmayı hak eden yazarıdır da Kıvanç. Babası ve kardeÅŸi olduÄŸunu iddia eden Reha Baha Kıvanç isimleri ile birebir taklit edilir. Taha Kıvanç’ın bu kadar kıskanılmasının sebebi Türk basınına getirdiÄŸi ve ‘kulis’ adını verdiÄŸi tarzdır esasında: “Kulis Türk basınında daha önce bilinen bir yazı türü deÄŸildi. Ben yabancı basını yakından izlediÄŸim için Anglosakson basınında var olan bir yazı tarzını taşımak istedim Türk basınına.” Peki ne vardı Kulis’te? “Burada çatık kaÅŸlı olmayan yumuÅŸak bir yaklaşımla, bilgi kırıntıları, haber kırıntıları, okunan kitaplarda karşılaşılan önemli, ama kimsenin o ana kadar farketmediÄŸi ayrıntılar, seyredilen bir film, katılınan panel… Bütün bunları, yani hayatın içinden oluÅŸumları bir sütuna taşıma iÅŸini ben baÅŸlattım. Bu alışılmış bir ÅŸey deÄŸil, aslında kolay taklit edilir bir ÅŸey de deÄŸil.” Taha Kıvanç haklıdır. Bu kadar geniÅŸ alanda kulis yazmak tek kiÅŸinin harcı deÄŸildir. O yüzden baÅŸka gazetelerde ona öykünerek baÅŸlatılan uygulamalarda, ekonomik, siyasi, kültür kulisleri yazılır, ama herbirini ayrı ayrı kiÅŸiler yazar. Taha Kıvanç iÅŸte bunu getirir Türk basınına, her ÅŸeyden yazan bir kulis yazarıdır o. Bu yüzden midir bilinmez, biraz komploculuk da vardır onda. Komplocudur; ama bu komplocu yanı ihtiyatı elden bırakmasına neden deÄŸildir: “Ben çok iddialı olduÄŸum konularda yanıldığımı zannetmiyorum; ama iddiasız olduÄŸumda da zaten iddiasız olduÄŸumu, yazdıklarımın ihtiyatla karşılanması gerektiÄŸini mutlaka belirtirim.”

 Kavgayı sevmez ama…

Taha Kıvanç’ın bir özelliÄŸi daha vardır. Kıvanç’ın kalem kavgaları oldukça meÅŸhurdur. Onunla kavga etmemiÅŸ gazeteci sayısı çok deÄŸildir: “Ben aslında mizacen fazla kavgacı birisi deÄŸilim. Zorda kalmasam, ihtiyaç olduÄŸunu düşünmesem hiç bir zaman baÅŸkası ile kalem kavgasına girmem. Zaten Türkiye’de kalem kavgalarının tadı da kalmadı.” Kıvanç, Can Ataklı, Bekir CoÅŸkun, Serdar Turgut ve daha birçok isimle kalem kavgası yapar. Kavga ettiÄŸi iki kiÅŸi daha vardır ki… “Hikmet Çetinkaya ile karşı karşıya geliÅŸim Türk basını açısından büyük bir talihsizliktir.” Kalem kavgasına giriÅŸtiÄŸi diÄŸer bir isim ise Emin ÇölaÅŸan’dır. 1990′lara kadar iyi arkadaÅŸ olan ikilinin arası, ÇölaÅŸan’ın ‘kendisi gibi düşünmeyenleri karalamaya baÅŸlaması’ ile bozulur.

 Taha Kıvanç aslında gerçek bir isim deÄŸildir. GerçeÄŸi Bülent Åžirin’dir. O zamanki sahibi Alaaddin Kaya’nın teklifi üzerine, çıkmaya baÅŸladığı Kasım 1986′da başına geçip daha sonra onüç yılını geçireceÄŸi Zaman gazetesinde Kulis’i baÅŸlatan Bülent Åžirin’dir. Åžirin kısa zamanda tanınır ve ilgiyle okunur. Ancak, bir süre sonra deÅŸifre olduÄŸu için Åžirin kimlik deÄŸiÅŸtirmek zorunda kalır: “Åžirin benim kızımın adı, Bülent de sevdiÄŸim bir isim. Bülent Åžirin imzalı kulislerin benim tarafımdan yazıldığı çok yaygın bir bilgi haline gelince ben de yazıları kestim.” Aradan bir süre geçtikten sonra o alandaki ihtiyaç sürdüğü için isim deÄŸiÅŸtirilerek yazılara devam edilir. Taha Kıvanç böyle çıkar ortaya: “Taha benim oÄŸlumun adıdır.” Aslında Bülent Åžirin de gerçek deÄŸildir. Bu isimlerin baÅŸ kahramanı anne ve baba tarafı da Yugoslavya Prizrenli esnaf bir ailenin çocuÄŸu, gazeteci Fehmi Koru’dur. Kendisine göre Taha Kıvanç’ın Fehmi Koru olduÄŸunun anlaşılması ile Türkiye’nin en çok bilinen sırrı deÅŸifre edilmiÅŸ olur.

 Aile, Prizren’den gelme

Prizrenli Hüsnü Bey, çocuklarıyla beraber Türkiye’nin daha doÄŸrusu İzmir’in yolunu tutar, kolonyacılık yapar. Daha sonra çocuklar da baba mesleÄŸi olan kolonyacılığı devam ettirirler. Muzaffer Bey (Fehmi Koru’nun babası) de kardeÅŸleriyle beraber bu iÅŸle meÅŸgul olur. DiÄŸer taraftan bir baÅŸka Prizren’li, Durak Efendi (Ütin) de, Yugoslavya’daki hayat ÅŸartlarının elveriÅŸsiz olması sebebiyle Türkiye’ye gelir: “Babam Türkiye’de doÄŸdu, annem ise orada doÄŸup buraya geliyor. Ama her ikisinin aileleri de Prizrenli.” Ütin ailesi burada daha iyi ÅŸartlarda yeni bir düzen kurarlar kendilerine. Kısmet bu ya, Hüsnü Bey’in oÄŸlu Muzaffer ile Durak Bey’in kızı Ganimet Hanım tanışıp evlenirler. Çiftin adını Fehmi koyacakları bir çocukları gelir dünyaya 1950′de; onu da sonraki yıllarda Vecdi ve Naci takip eder .

 Okul çağı geldiÄŸinde ailesi onu Kemal Reis İlkokulu’na kaydeder önce. Koru iyi bir öğrencidir: “BirÅŸey olacağım belli idi ama ne olacağımı ilkokulda düşünmemiÅŸtim.” Sonrasında İzmir İmam Hatip Lisesi’nde devam edecektir tahsil hayatı. Burada Zaman’ın eski Genel Yayın Yönetmeni Abdullah Aymaz’la olan beraberliÄŸi İzmir Yüksek İslam Enstitüsü’nde de devam edecektir. Koru, faal bir üniversite dönemi geçirir. Üniversiteyi bitirdiÄŸi 1972′nin sonlarında İstanbul’a gelen Koru Fatih Gençlik Vakfı’nın kuruluÅŸunda çalıştıktan sonra sanayi alanıyla iÅŸtigal eden özel bir ÅŸirkette çalışma hayatını sürdürür. 1975′te ise, 28 Åžubat sürecinin de etkisiyle akreditasyon listelerinden çıkaracakları Fehmi Koru’ya askerler ocaklarının kapılarını açarlar.

 Tuzla Piyade Okulu’nda askerliÄŸini kısa dönem olarak yapar. Dönüşte yine kitap kokan iÅŸler yapmaya devam eder. Akyay-Kaynak Yayınları’nı arkadaÅŸlarıyla kurarak aralarında Necip Fazıl’ın kendi sesiyle okuduÄŸu ÅŸiirlerinden oluÅŸan bir plağın da bulunduÄŸu eserler yayınlar. 1977-78 yıllarında dil öğrenmek için gideceÄŸi İngiltere ise daha sonraki hayatında faydalarını göreceÄŸi bir pencere açacaktır Koru’ya. Dil öğrenmesini ona, Turgut Özal söylemiÅŸtir. Koru, Özal’la, 1977 seçimlerinde siyasete ilk giriÅŸ denemesini yapacağı sırada tanışmıştır. Daha sonraları, gazetecilik okumak üzere bir kez daha gideceÄŸi İngiltere’den dönünce, bu sefer Arapça öğrenmek için 7-8 ay kalmak üzere Suriye’ye gider. Suriye’deki dönemi ise “onun İslam dünyası ile ilgili fikriyatının oluÅŸacağı” dönem olacaktır. İngiltere’de ve daha sonraki yıllarda gideceÄŸi Amerika’da Batı toplumlarını yakından tanıma imkanı bulur Fehmi Bey.

Amerika’ya gidiÅŸi ise Ege Üniversitesi’nde kimya doktoru olan eÅŸi Nebahat (Karagülle- Nebahat Hanım başörtüsü yüzünden üniversiteden ilk atılan öğretim üyesidir) Hanım’a MIT (Massachusetts Institute of Technology)’den araÅŸtırmalar yapmak üzere bir davet gelmesi ile gerçekleÅŸecektir. EÅŸiyle beraber gideceÄŸi Amerika’da, o da aynı üniversitenin Uluslararası AraÅŸtırmalar Merkezi’nde araÅŸtırmacı olarak çalışacaktır. Koru, bir imkansızı baÅŸarır burada. Amerika’nın en önemli üniversitelerinden Harvard’a, üçyüz kiÅŸinin arasından kazanan 4 kiÅŸiden biri olarak girer. Sonrasında 1982′de Türkiye’ye döndüğünde 9 Eylül Üniversitesi’ne Arapça okutmanı olarak girecekken, 12 Eylül sürecinin bir yansıması olarak, hakkında hazırlanan rapor yüzünden bu atama gerçekleÅŸmez. Bu dönemde Arabia ve Crescent adlı dergilerde yazmaya baÅŸlar.

 Fehmi Bey, bu kadar çeÅŸitli yerlerde yazılar yazmıştır; ama bu gün ona sorarsanız yazmak yerine o okumayı tercih edecektir: “Okumaktan çok hoÅŸlanan bir insanım. Yazmak mı okumak mı deseler ve bana bıraksalar okumayı tercih ederim.” Milli Gazete’nin ardından Ekrem Pakdemirli’nin onu, başında bulunduÄŸu HDTM’ye basın müşaviri yapması ile gazete ve yazı iÅŸinden bir müddet uzak kalır. Buradan, başında Yusuf Özal’ın bulunduÄŸu DPT’nin İslam Ülkeleri Ekonomik İşbirliÄŸi Bölümü’ne (İSEB) “O konular zaten benim konularımdı.” diye düşündüğü için geçer ve burada çalışmaya baÅŸlar. Onu buraya talep eden, bir uçak yolculuÄŸu sırasında tanıdığı, ÅŸimdi Viyana büyükelçisi olan YaÅŸar Yakış’tır. Yakış, o dönemde İSEB’in başındaki kiÅŸidir. Koru, devlette kısa süren bu vazifesinden 1986 AÄŸustos’unda ayrılır. Ayrılmasına vesile olan, o yılın kasım ayında yayın hayatına baÅŸlayacak Zaman gazetesidir. Koru, Zaman’da çok uzun yıllar (13 yıl) kalacaktır: “Bizim kesim her gazete ve dergide yazdığım için ismimi biliyordu. Ama Türkiye genelinde ismimin duyulması Zaman Gazetesi ile oldu.” Onu diÄŸer gazetelerden gelen teklif (AkÅŸam) bile Zaman’dan ayıramaz. 1998′in Eylül ayında ise ayrılık zamanı geldiÄŸinden olacak, yazıları birden kesiliverir: “Gazetelerde ben ÅŸahsen her zaman özgür bir ortamda çalıştım. Zaman gazetesi de bu yönden en geniÅŸ özgürlüğü saÄŸlayan bir gazete idi ben çalışırken.” Koru, istenmediÄŸi hissine kapılınca Zaman macerası sona erer.

 1980′de evlendiÄŸi Elektrik Yüksek Mühendisi Süleyman Karagülle’nin kızı Nebahat Hanım’la evliliÄŸinden beÅŸ çocuÄŸu (sırayla Mehmet Yasin, Zeynep AlemÅŸah, Fatma Åžirin, Ahmet Taha, Ömer Faruk) olan Fehmi Koru’nun, kendisine çevre saÄŸlayan önemli dönüm noktalarından biri de kayınpederinin kurduÄŸu Akevler Kooperatifi’dir.

Bugünlerde ‘One Column Ahead’ (Türkçesi Bir Sütun İleri) adlı bir İngilizce kitabı çıkacak olan Koru, yazdıkları İngilizce kitaplaÅŸan ilk Türk gazetecisi de olacaktır. Unutmadan ekleyeyim; çok iyi bir Türk sanat müziÄŸi ve halk müziÄŸi repertuvarı olan Koru’nun sesi de fena deÄŸildir.

 


 

 

 

Aydın DoÄŸan Cumartesi, Mar 31 2007 

http://www.hurriyetkurumsal.com/images/a_dogan_big.jpg

 

1936 yılında Kelkit‘te doÄŸdu. İlk ve orta öğrenimini Kelkit‘te, lise öğrenimini Erzincan‘da tamamladı.

1956 ve 1960 yılında İstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret Mektebi‘nde okudu. Öncü kiÅŸiliÄŸi sayesinde öğrencilik yıllarında “Talebe Cemiyeti” baÅŸkanlığı yaptı. Daha henüz okurken yani, 1958′de babasından ayrı olarak firma kurdu. Mecidiyeköy Vergi Dairesine kayıt yaptırarak, nakliyecilik, müteahhitlik, otomobil, ticari araç, iÅŸ ve inÅŸaat makinaları ile ilgili iÅŸler yapmaya baÅŸladı. 1961 yılında ilk ÅŸahsi ÅŸirketini kurdu. 1970 yılına kadar zahirecilik ve ecza depoculuÄŸu gibi iÅŸlerle de uÄŸraÅŸtı.

1974′de ilk sanayi ÅŸirketini kurdu. Bu yıldan sonra İstanbul Ticaret Odası Meclis ve Yönetim Kurulu ÜyeliÄŸi, onu takip eden yıllarda da Türkiye Odalar ve Borsalar BirliÄŸi Yönetim Kurulu ÜyeliÄŸi yaptı.

1979 yılında Milliyet Gazetesi‘ni devir alarak yayıncılığa girdi. O yıllarda en yeni yayıncı iken bugün ulusal gazete sahiplerinin en kıdemlisi oldu. 1986 - 1996 yılları arasında Türkiye Gazete Sahipleri Sendikası BaÅŸkanlığı‘nı da üstlendi. 1998 yılında Tokyo’da yapılan Dünya Yayıncılık BirliÄŸi (WAN) toplantısında ülkemizden, seçimle ilk kez Yönetim Kurulu ÜyeliÄŸi’ne seçildi. 1999 yılında T.C. Devlet Üstün Hizmet madalyası ile ödüllendirildi.1999 yılında Girne Amerikan Üniversitesi‘nden ve 2000 yılında da Ege Üniversitesi‘nden fahri doktora ünvanı aldı.

DoÄŸan, 1977 yılından bu yana İstanbul Ticaret Odası vergi rekortmenleri arasındadır. 1996 yılında Aydın DoÄŸan Vakfını kurarak eÄŸitim ve kültüre hizmete baÅŸladı. Kendisinin ve aile fertlerinin ismini taşıyan 5 okul yaptırdı. 1958 yılında 3 kiÅŸi ile baÅŸladığı DoÄŸan Grubunu bu gün 15.000′i aÅŸkın çalışanıyla muazzam bir grup haline getirdi. DoÄŸan Grubu yayıncılıktan sanayiye, bankacılıktan turizme kadar 50 adet ÅŸirketten oluÅŸmaktadır. Aydın DoÄŸan evli, 4 çocuk sahibidir.

 

DoÄŸan Grubu
1950′lerde ana iÅŸi ticaret olan küçük bir ÅŸirketle baÅŸlayan DoÄŸan Grubu, hızla geliÅŸerek Türkiye’ nin en büyük ve mali açıdan en güçlü ÅŸirketler gruplarından biri haline gelmiÅŸtir. DoÄŸan Gurubu bünyesinde bugün iki büyük holding kuruluÅŸu yer almaktadır:

Doğan Şirketler Grubu Holding A.Ş. ve Doğan Yayın Holding A.Ş. Sırasıyla % 52.00 ve % 34.29 hisse paylarıyla Adil Bey Holding, kişisel ve kurumsal yatırımcılar Grubun en büyük hissedarlarıdır.

DoÄŸan Grubu, ana faaliyet alanları olan enerji dağıtım, finans ve medyanın dışında turizm, sanayi ve ticaret alanlarında da faaliyet göstermekte ve Türkiye’nin en geniÅŸ çaplı holdinglerinden birini oluÅŸturmaktadır. DoÄŸan Holding dışında hisseleri İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda (İMKB) iÅŸlem gören Grup ÅŸirketleri, DoÄŸan Yayın Holding, Dışbank, Ray Sigorta, Milpa, Çelik Halat, DitaÅŸ, Hürriyet, Milliyet, Petrol Ofisi ve DoÄŸan Burda Rizzoli ‘dir.

Türkiye’nin en büyük beÅŸ holding grubu arasında yer alan DoÄŸan Grubu, müşteri odaklılık, yenilikçi fikirler ve Türk ekonomisinin geliÅŸimine katkı saÄŸlamada kararlılık ilkelerini birleÅŸtiren uzun vadeli iÅŸ stratejileri uygulamadaki baÅŸarısıyla tanınmaktadır. DoÄŸan Grubu, deÄŸiÅŸim sürecini baÅŸarıyla yönetme ve müşterilerine geniÅŸ bir faaliyet ağı ile ulaÅŸan yenilikçi hizmetler yaratma geleneklerinin yanı sıra, saÄŸlam yönetim, dürüstlük ve yüksek etik standartlara baÄŸlılık ilkeleri ile çalışmaktadır. DoÄŸan Grubu, iyi kurumsal yönetiÅŸim ilkesinin uygulanması ve sergilenmesini önümüzdeki beÅŸ yıl için en önemli hedefi olarak belirlemiÅŸtir.

Doğan Grubu, kurucusu Aydın Doğan önderliğinde, hedef kitlenin yaşam biçimine uygun, zamanında ve yerinde hizmetler sunabilmek; Grup şirketleri ve uluslararası ortaklıklarla yaratılan sinerji aracılığıyla da hissedarlarına artı değer yaratmak için gerekli çalışmalarını sürdürmektedir.

Doğan Grubu, global iş anlayışı çerçevesinde, AOL - Time Warner grubundan CNN, the Bertelsmann Group, Burda GmbH, Rizzoli Corriera della Sera ve Egmont Yayıncılık gibi uluslararası şirketlerle ortaklıklar kurulmuştur.

Grup, Türkiye’nin içinde bulunduÄŸu sosyal ve ekonomik sınırlamaların bilinciyle geliÅŸtirdiÄŸi sosyal sorumluluk projelerini Aydın DoÄŸan Vakfı eliyle uygulamaya koymaktadır, bugüne kadar çeÅŸitli projelere 10 milyon Amerikan dolarını aÅŸan yatırımda bulunmuÅŸtur.

DoÄŸan Holding’in toplumsal sorumlukların bir yansıması olan Kelkit yöresinde yürütülmüş organik tarım projesi, Avrupa Komisyonu İşletmeler Genel Müdürlüğü tarafından, “Avrupa Çapında Kurumsal Sosyal Sorumluluk Bilincini Artırma Kampanyası” için düzenlenen yarışmada seçilen 10 projeden biri olmuÅŸtur.

DoÄŸan Grubu’nun 2003 yılı konsolide geliri 4,5 milyar Amerikan dolarınıı aÅŸmıştır. 2003 yılında Hazine’ye vergi ve benzeri fon, harç gibi kesintiler yoluyla saÄŸladığı katkı 507.7 milyon Amerikan dolarıdır. 2005 yılı başı itibarı ile 15.000′in üzerinde kiÅŸiye istihdam saÄŸlamaktadır.
15.03.2005

Adnan Menderes Cumartesi, Mar 31 2007 

Adnan Menderes = Türkiye Başbakanı

DoÄŸum             1899  Aydın, Osmanlı Devleti

Ölüm    17 Eylül 1961  / İmralı Adası, Türkiye

Görev süresi     22 Mayıs 1950 – 27 Mayıs 1960

Önce gelen       Åžemsettin Günaltay

Sonra gelen      Cemal Gürsel

Siyasi Parti       Cumhuriyet Halk Partisi  / Demokrat Parti

 

(tam adı: Ali ADNAN Ertekin MENDERES, 1899–1961), 1950–1960 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti baÅŸbakanlığı görevinde bulunmuÅŸtur.

1899′da, Aydınlı zengin bir çiftçinin oÄŸlu olarak doÄŸdu. Büyük babası Hacı Ali PaÅŸa Kırım Tatarlarından olup EskiÅŸehir çevresinden Tire taraflarına göç etmiÅŸtir. İbrahim Ethem Bey’le, Tevfikan Hanım’ın oÄŸludur.Kız kardeÅŸi Melike küçük yaÅŸta ölmüştür.İzmir’in ünlü ailelerinden,Yemişçi başı Berin Hanım’la evlenmiÅŸ, ondan Yüksel,Mutlu,Aydın olmak üzere üç oÄŸlu olmuÅŸtur. İlkokuldan sonra, Kızıl çullu Amerikan Koleji’nden mezun oldu. “1.Dünya Savaşı’nda yedek subay eÄŸitimi gördü. Fakat hastalandığı için cepheye gidemedi. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1935 yılında mezun oldu. KurtuluÅŸ Savaşı’nda savaÅŸtı İstiklal Madalyası aldı.


Aydın’da, 1930′da, kısa süreli “Serbest Cumhuriyet Fırkası”nın bir kolunu organize etti. Bu partinin kapatılmasından sonra Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) katıldı.(1931) 1945 yılında parti içi muhalefetten dolayı ihraç edildi.


7 Haziran 1946′da, Demokrat Parti’yi, yani Türkiye’deki ilk yasal muhalefet partisini kurdu. 1946 seçimlerinde Celal Bayar’dan sonra partideki ikinci önemli adam haline geldi.


14 Mayıs 1950 seçimlerinden sonra DP iktidara geldi, ve Menderes baÅŸbakan oldu. İlk çok partili seçim olan 21 Temmuz 1946 tarihindeki seçimlerin aksine, Menderes hükümeti “açık oy gizli tasnif” yöntemi ile deÄŸil, “gizli oy açık tasnif” ile seçilmiÅŸtir. 10 yıllık baÅŸbakanlık döneminde Türk iç ve dış politikasında büyük deÄŸiÅŸimler meydana geldi. Tarım makineleÅŸtirildi; ulaşım, enerji, eÄŸitim, saÄŸlık, sigorta ve bankacılık ilerledi. Türkiye, ilerleme konseptini öğrendi. Aynı zamanda, bu dönemde Türkiye, Kore Savaşı’na asker yolladı; böylece NATO’ya giriÅŸin temelleri atılmış oldu.


Son Menderes hükümeti(23. hükümet) Kıbrıs konusunda imzaladıkları ortaklık anlaÅŸmasına garantörlük maddesini yerleÅŸtirerek Türk ordusunun 1974 yılında iki aÅŸamada gerçekleÅŸtirdiÄŸi Kıbrıs Barış Harekatı’nın hukuki zeminini hazırlamış , önemli ve yaÅŸamsal bir uluslararası baÅŸarıya imza atmıştır.Türkiye, 1959 yılında hazırlanan ve 1960’da Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluÅŸuyla uluslararası geçerlilik kazanan Garanti AnlaÅŸması’ndan doÄŸan haklarını kullanarak sözkonusu müdahaleyi gerçekleÅŸtirmiÅŸtir.Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’ye garantörlük sıfatını veren ve Kıbrıs’ın bağımsızlığını tanıyan Garanti AnlaÅŸması’nın(Londra AnlaÅŸması,1959) 2. Maddesi şöyledir: “Yunanistan, Türkiye ve BirleÅŸik Krallık, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bu anlaÅŸmanın birinci maddesinde gösterilen yükümlülüklerini göz önüne alarak, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü, güvenliÄŸini ve aynı zamanda Anayasa’nın temel maddeleriyle kurulan düzenini tanırlar ve garanti ederler”


Yukarıdaki madde ile Garantörlük görevini üstlenen ülkelerin ise adada düzenin bozulması halinde adaya ortak veya tek baÅŸlarına müdahale edecebilecekleri 4. Maddenin son paragrafında belirtilmektedir. Sözkonusu madde şöyledir: “Ortak veya anlaÅŸarak hareket olası olmadığı takdirde garanti veren her üç devletten herbiri, bu anlaÅŸma ile kurulan düzeni tekrar kurmak amacı ile harekete geçmek hakkını saklı tutar.”[Derleyen : Fatma Demirel , www.abhaber.com] BaÅŸbakan Adnan Menderes antlaÅŸmayı , düşen uçağından saÄŸ kurtulması sonucu bakım ve tedavi için kaldırıldığı klinikte , Londra’da imzaladı. Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum cemaatleri de anlaÅŸmayı imzaladılar


 



 


Londra Anlaşması için Başabakan Adnan Menderes ve


refakatındakileri götüren THY’nın “Sev” uçağı


Londra Gatick havaalanı civarında düştü.


5 mürettebat ve 9 yolcu öldü. Kazada, Başbakan


Adnan Menderes hafif yaralarla kurtuldu - 1959


 


 


 


Menderes, geleneksel aile yaÅŸam tarzına daha toleranslıydı ve laiklik konusuna Atatürk ve partisinden daha “olumsuz” bakıyordu. İnönü döneminden o güne kadar Türkçe okunması mecburi olan ezanın istenilen dilde okunabilmesini serbest bıraktı, ancak bundan sonra ezan hep arapça okundu. Batı yanlısı olmakla beraber önceki baÅŸbakanlara göre Müslüman ülkelerle de yakın iliÅŸkiler kuruyordu. Menderes, daha liberalve dışa baÄŸlı bir ekonomi görüşüne sahipti; yani daha fazla özel giriÅŸime izin verdi. Ekonomik giriÅŸimleri toplumun fakir kesimini (kısa vadede) mutlu etti, ama ülkede aşırı ithalata sebep oldu. Menderes, en çok eleÅŸtiriyi, dışa bağımlılık politikaları yüzünden almıştır. Atatürk zamanında milli servet namına kurulan uçak motoru, traktör ve basma fabrikaları Menderes döneminde uygulanan yanlış politikalar yüzünden kapatılmıştır.


Menderes, toplumun entellektüel kesimi ve (Atatürk devrimlerinin tehlikede olduÄŸunu düşünmekte olan) askeri kesim arasında popülerliÄŸini giderek yitirmeye baÅŸladı. Bu geliÅŸmeler politik yaÅŸamının sonunu hazırlayan faktörler oldu. Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cemal Gürsel kendi kiÅŸisel vatanperver perspektiflerini bir gece once sohbet ettiÄŸi Milli Savunma Bakanı’na ve dolayısıyla hükümete sunduÄŸu icin erken emekliye sevkedilerek zorunlu izne gönderildi. Bu mektubunda, Adnan Menderes’e olan saygı ve desteÄŸini açık bir ÅŸekilde ‘CumhurbaÅŸkanlığına Sayın Adnan Menderes getirilmelidir. Bu muhterem zatı her ÅŸeye raÄŸmen milletin çoÄŸunluÄŸunun sevmekte olduÄŸuna kanim. Bu sevgiden istifade edilerek kırılanların gönülleri alınmalı ve millete yeniden güven telkin edilmelidir’ görüşleriyle ifade eden “Cemal AÄŸa”, Silahli Kuvvetlerin tüm kademelerine iletilen ve ordunun mutlaka siyasetten uzak kalmasini tavsiye eden ikinci bir veda mektubuna ragmen, 27 Mayıs 1960 gününde gerçekleÅŸtirilen, Gursel ile alakasi olmayan ve kendisinin ne planlayip nede katildigi, albay ve daha alt rutbelilerin yuruttugu askeri müdahalenin daveti üzerine kurdugu Milli Birlik Komitesi’nin BaÅŸkanlik görevini üstlendi ve devrim lideri olarak tanıtılarak kabul edildi. DP üyeleri çeÅŸitli suçlardan, askeri harekatin idarecilerinin istegi uzerine, Yassıada’da yargılandılar.


 




Prime Minister Adnan Menderes with people



Prime Minister Adnan Menderes at the airpor


 


 


 


 


 


 


 


Menderes’e isnad edilen suçlar arasında Üniversite yönetimine ve öğrencilerine fazla baskıcı politika uygulaması gibi konular vardı. Sonu baÅŸtan belli dava nihayetinde Anayasa’yı ihlal suçundan(146/1) Celal Bayar, Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu idama mahkum edildiler. Celal Bayar’ın cezası yaÅŸ haddi nedeniyle müebbed hapse çevrildi. Devlet Baskani Cemal Gursel ve Ismet Inonu’nun, diger dunya liderleri ile birlikte Menderes ve diger kabine uyelerinin idam cezalarinin affi dilekleri, albaylar ve alt düzeyli subaylardan kurulu komite tarafindan reddedildi. Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan 16 Eylül 1961, Adnan Menderes ise 17 Eylül 1961′de İmralı Adası’nda idam edildi. 7 Kasim 1964’de, Celal Bayar’in hapis cezasi Cumhurbaskani Cemal Gürsel’in affi ile kaldirildi. Adnan Menderes’in mezarı ölümünden 29 sene sonra İmralı’dan alınarak İstanbul’daki bir anıtmezara taşındı (17 Eylül 1990).


-Kore’ye asker gönderdi ve batı dünyasının yanında yer aldı.Bu davranışı NATO’ya girmemize zemin hazırladı ve SSCB karşısında bir güç elde ettik.


-Nato’ya üye oldu.


-1958’de Amerika’ya Türkiye’de askeri üs kurma izni verdi.


 


 


 


Daha sonraları, Aydın’da bir üniversiteye (Adnan Menderes Üniversitesi) ve İzmir’de uluslararası bir hava limanına (Adnan Menderes Hava Limanı) onun adı verilmiÅŸtir.


 


"http://www.medyaline.com/resimupload/files/menderesidam.jpg" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.


 


Adnan Menderes ile ilgili özlü sözler bulunur.


Son Mektubu == Adnan Menderes’in idam edilmeden önce yazdığı son mektubu; Sizlere dargın deÄŸilim. Sizin ve diÄŸer zevatın iplerinin hangi efendiler tarafından idare edildiÄŸini biliyorum. Onlara da dargın deÄŸilim. Kellemi onlara götürdüğünüzde deyiniz ki, Adnan Menderes hürriyet uÄŸruna koyduÄŸu başını 17 sene evvel almadığınız için sizlere müteÅŸekkirdir. İdam edilmek için ortada hiçbir sebep yok. Ölüme kadar metanetle gittiÄŸimi, silahların gölgesinde yaÅŸayan kahraman efendilerinize acaba söyleyebilecek misiniz? Åžunu da söyleyeyim ki, milletçe kazanılacak hürriyet mücadelesinde sizi ve efendinizi yine de 1950’de olduÄŸu gibi kurtarabilirdim. Dirimden korkmayacaktınız. Ama ÅŸimdi milletle el ele vererek Adnan Menderes’in ölüsü ebediyete kadar sizi takip edecek ve bir gün sizi silip süpürecektir. Ama buna raÄŸmen duam [bu kelimenin üzeri çizilip merhametim yapılmıştır] sizlerle beraberdir


 

Abdi İpekçi ( 1929)- (01.02.1979) Cumartesi, Mar 31 2007 

http://frazer.rice.edu/~erkan/blog/archives/abdiipekci.jpg

 

929 senesinde İstanbulda doÄŸdu. İlköğrenimini gördükten sonra Galatasaray Lisesini bitirdi. Sonra bir müddet Hukuk Fakültesine devam etti. Yeni Sabah, Yeni İstanbul ve İstanbul Ekspres gibi çeÅŸitli gazetelerde spor muhabiri, sayfa sekreteri ve yazı iÅŸleri müdürü olarak çalıştı. Ali Naci Karacan’ın çıkardığı Milliyet Gazetesinin yazı iÅŸleri müdürlüğünü yaptı. Bir müddet sonra da genel yayın müdürü oldu. 1961 senesinden 1 Åžubat 1979 tarihine kadar aynı gazetenin baÅŸyazarlığını da yürüten Abdi İpekçi, Türkiye Gazeteciler Sendikesi, Türkiye Basın Enstitüsü BaÅŸkanlığı, İstanbul Gazeteciler Cemiyeti ve Uluslararası Basın Enstitüsünün ikinci baÅŸkanlığı, Basın Åžeref Divanı genel sekreterliÄŸi gibi vazifelerde bulundu. 1 Åžubat 1979 gecesi İstanbuldaki evinin yakınlarında kimliÄŸi meçhul kiÅŸi ya da kiÅŸiler tarafından öldürüldü.

http://www.byegm.gov.tr/YAYINLARIMIZ/yuzyil/images/1970-1979/Image202001.jpg

 

 

 

ESERLERİ
Abdi İpekçinin Afrika, İhtilalin İçyüzü, Dünyanın Dört Bucağından gibi eserleri vardır.

Elif Åžafak (1971 - …. ) Cuma, Sep 29 2006 

 

 1971′de Strasbourg’da doÄŸdu. Türkiye’ye dönmeden önce, İlk gençlik yıllarını İspanya’da geçirdi. Yayımlanan 5 romanı bulunmaktadır. Amerika’da İngilizce olarak yazdığı son romanı “THE SAINT OF INCIPIENT INSANITIES“; Farrar, Straus & Giroux (ABD) Yayınevi tarafından 2004 sonbaharında basıldı.

(more…)