Akif Emre Kimdir? PerÅŸembe, Apr 5 2007 

İlk ve orta öğrenimini memleketi olan Kayseri’de tamamladı.
İstanbul’da mühendislik eÄŸitimi aldı. Yayıncılık, gazetecilik ve televizyonculuk yaptı. Osmanlı ÅŸehirleri (Saraybosna, Mostar, Üsküp, Selanik 1,2, Kudüs1,2) ve Mimar Sinan 6 bölüm üzerine olanları baÅŸta olmak üzere birçok belgesel hazırladı.
Bir süre İnsan Yayınları’nın genel yayın yönetmenliÄŸini yaptı.
KüreselliÄŸin Fay Hattı (2001), Göstergeler (1997), ‘İz’ler (2001, Türkiye Yazarlar BirliÄŸi ödülü aldı) adlı eserleri yayımlandı.
Yeni Şafak gazetesinin kurucuları arasında yer aldı ve bir döneme genel yayın yönetmenliğini üstlendi.
Hâlen Yeni Åžafak gazetesinde köşe yazarlığının yanı sıra Küre ve Klasik Yayınları’nın genel yayın yönetmenliÄŸini yapmaktadır.

Akif Emre Kişisel Günlüğü

Sadri Alışık (1925-1975) Pazartesi, Apr 2 2007 

http://img.mynet.com/ha/sadri_alisik.jpg

YeÅŸilçam’ın en eski ve tutarlı karakter oyuncularından biridir Sadri Alışık.Yıllar süren hayat savaşı sırasında,övülerek göklere çıkartılmış,en yakın bildiÄŸi dostları tarafından terkedilmiÅŸ,mutluluÄŸun sevincini,aldanmanın üzüntüsünü yaÅŸamıştır.Hassas ve içe dönük olan yapısı zaman zaman çok incinmiÅŸtir ama her ÅŸeye raÄŸmen,oyunculuÄŸunu,kiÅŸiliÄŸini herkese kabul ettirmiÅŸ ve Türk Halkı tarafından çok sevilmiÅŸtir. 5 Nisan 1925 yılında PaÅŸabahçe’de bahçesinde meyve aÄŸaçları bulunan üç katlı ahÅŸap bir evde dünyaya geldi Mehmet Sadrettin Alışık…

Tüm aile büyüklerinin ve kardeÅŸi Nevin’in onu Sadri diye çağırmaları nedeni ile,hayatının geri kalan kısmını da hep Sadri Alışık olarak geçirdi…Zeki ve bir o kadar da yaramaz bir çocuk olan Sadri Alışık otoriter bir baba ve gene otoriter bir anne ile büyüdü…İçinde ki oyuna hasret duygusunun ileride oyuncu olmasına neden olacağını ne o dönemlerin küçük Sadri’si ne de ailesi bilemezlerdi elbet.

Namaza duran aile büyüklerini,secdeye varamasınlar diye bellerinde ki kuÅŸaktan kapının koluna baÄŸladığını,bahçedeki civcivleri oltayla balkondan yukarı çektiÄŸini,kedilerin ayaklarının altına yapıştırdığı ceviz kabuklarını ve yaptığı tüm bu yaramazlıkları ileride gülerek anımsayacaktır Sadri Alışık…

Çocukluk yıllarında NaÅŸit Özcan Tiyatrosu’nu seyrettikten sonra baÅŸlayan tiyatro aÅŸkı,okul piyeslerinde,CaÄŸaloÄŸlu Halk Evi’nde ve ÅŸimdiki adı Sadri Alışık Tiyatrosu olan Küçük Sahne’de devam etmiÅŸtir..Annesi Saffet Hanım ve Babası Rafet Kaptan’ın oyuncu olmasına karşı olmalarına raÄŸmen,içinde ki bu oyunculuk aÅŸkının sönmesine hiç izin vermemiÅŸtir…Ailesi de iÅŸin ciddiyetini anlamış ve oÄŸullarına destek olmaya baÅŸlamışlardır…Baba Rafet Kaptan’ın ” Sana bir nasihatım,aynı zamanda da vasiyetim olsun.Artık yeni bir hayata atılıyorsun.Bundan sonra ki yaÅŸamında,iÅŸini elinle deÄŸil,canınla yap!” sözünü hayatının geri kalanında hiç ama hiç aklından çıkartmamış ve bunu oyunculuk yaÅŸamında hep amaç edinmiÅŸtir…

İlk filmi ”Günahsızlar”ı 1946 yılında çeviren Sadri Alışık şöhret basamaklarını hızla çıkmaya baÅŸlamış ve canı kadar sevdiÄŸi tiyatrodan YeÅŸilçam’a adımını atmıştır… 1959 yılında çevrilen ” Yalnızlar Rıhtımı” adlı filmde 38 yıllık hayat arkadaşı Çolpan İlhan’a aşık olmuÅŸ ve aynı sene evlenmiÅŸlerdir… Küçük Sahne’deki tiyatro yıllarında çok yakın arkadaşı olan Çolpan İlhan hayatının en büyük aÅŸkı olmuÅŸtur…Bu mutlu yuvaya çok zaman geçmeden bir kiÅŸi daha eklenir ve Alışık ailesinin oÄŸulları Kerem Alışık dünyaya gelir…

Kerem Alışık ile iliÅŸkisi çok farklı olmuÅŸtur baba Sadri Alışık’ın…Kendi deyimiyle ondan kaynaklanan bir hatadır bu…Kendi babasının yaptığı gibi,o da oÄŸlu Kerem’i hep uyurken sevmiÅŸtir… EvliliÄŸin ve çocuÄŸun verdiÄŸi sorumlulukla iÅŸine dört elle sarılmıştır ve ardı arkası kesilmeyen filmler çevirmiÅŸtir Sadri Alışık…

Nejat Saydam idaresinde çevrilen ve baÅŸrollerini Ayhan Işık ve Belgin Doruk ile paylaÅŸtığı ”Küçük Hanımefendi” serisi ile seyircinin dikkatini çekmiÅŸ ve sevgisini kazanmıştır…Ancak hiç şüphesiz ”Turist Ömer” tiplemesi Sadri Alışık’ın oyunculuk kariyerinin en önemli adımı olmuÅŸ ve sanat yaÅŸamında yepyeni kapılar açmıştır… Turist Ömer karakterinin doÄŸuÅŸu Sadri Alışık’ın asker arkadaşı Ahmet Güzelce’nin verdiÄŸi eÄŸri selamdan esinlenerek yaratılmış ve rejisör Hulki Saner tarafından da ortaya çıkartılmıştır… 1951 yılında baÅŸlayan ve Ayhan Işık’ın vefatına kadar devam eden Sadri-Ayhan dostluÄŸu beraber çevrilen filmlerle de pekiÅŸir…

Ayhan Işık’ın baÅŸrolünü oynadığı ”Helal Olsun Ali AÄŸbi” filmi Turist Ömer serisinin baÅŸlangıcıdır…Bu filmde Ayhan Işık’ın Turist Ömer adlı bir arkadaşı vardır ve bu rol Sadri Alışık’a ısmarlama elbise gibi uymuÅŸtur.. Ona gezmeyi çok sevdiÄŸi için arkadaÅŸları Turist adını takmışlardır… ”Turist” traÅŸ olmaz,gri pantolon,ekose gömlek,delik fötr ÅŸapka ve ökçesi basık pabuç giyen bir adamdır… Espri yapar,karşısına çıkanları,sözle,nükteyle ”harcar”….Ama ”Turist” iyilik sever,yaÅŸadığı andan ilerisini düşünmez,çalışmaz,iÅŸsizdir,içkiye düşkündür fakat kadın problemi yoktur..Karnı acıkınca doyurmak aklına gelir..Beceriksizdir,bu yüzden de sevimli ve cana yakındır… “Helal Olsun Ali AÄŸbi” filmini seyreden seyirciler sinemadan çıkarken ”Helal Olsun Sadri’ye bu filmde Ayhan’ı yedi,toz etti” yorumunu bile getirmiÅŸlerdir…Böylece Ayhan Işık’ın fiyatı o günün parası ile 60.000′den aÅŸağı düşerken Sadri Alışık’ın fiyatı 5.000′den 10.000′e çıkmıştır… Hulki Saner bu filmden sonra ”AyÅŸecik Çıtı Pıtı Kız” ve ”AyÅŸecik Cimcime Hanım” filmlerine de aynı tipi koymuÅŸtur…Dolayısıyla Erman-Saner firmasının en fazla iÅŸ yapan filmleri de 1963′te ” Sadri’li Filmler” olmuÅŸ,1964′te ”Turist Ömer” adlı film ortaya çıkmıştır..Bu film Sadri Alışık’a yeni ufuklar açmıştır…

Turist Ömer’den sonra en çok konuÅŸulan ve seyircinin en çok sevdiÄŸi karakterlerden biri de ”Ofsayt Osman”olmuÅŸtur.. Osman Seden’in rejisörlüğünü yaptığı ”Åžaka ile Karışık” filminde ortaya çıkan bu tip çok tutulmuÅŸ ve Sadri Alışık’ın en çok iÅŸ yapan filmlerinden biri de ” Åžaka ile Karışık” olmuÅŸtur…”Ofsayt Osman” hayatta hiç gol atamamış,hep ofsayt pozisyonunda kalmış bir adamdır…Beceriksiz fakat çok ama çok iyi kalplidir..Çizgili beyaz gömlek,kahverengi yelek,kışın da ceket giyer..”Turist Ömer”den farkı,birçok ÅŸey yapmak ister ama kaderi ve talihi bırakmaz..Åžansı yoktur.Nihayet son serüveninde bir gol atar,yani bir kızın hayatını kurtarır ve mutlu olur.. ”Ofsayd Osman” tipi yerli film seyircisinin çok sevdiÄŸi fakir adam tipidir.. Fakir,haksever,fedakar ve sevmesini bilen adam…Sadece bunlar yüzünden deÄŸil Sadri Alışık’ın oyunculuk yönünden sergilediÄŸi baÅŸarı dolayısıyla da halkın hafızasına yerleÅŸmiÅŸtir… Filmlerin ardı arkası kesilmez..Sadri Alışık herkesin çok sevdiÄŸi bir star olmuÅŸtur…

1966 yılında çevrilen ve Atıf Yılmaz’ın yönettiÄŸi ”Ah Güzel İstanbul” filmi de Sadri Alışık’ın en önemli filmlerinden biridir.. İçki yüzünden herÅŸeyini yitirmiÅŸ eski bir İstanbul efendisi ile artist olmak için evini,köydeki sevgilisini terk edip fuhuÅŸa sürüklenen AyÅŸe’nin hikayesini anlatan bu film SANREMO ”Bodrig Hera” GÜLDÜRÜ FİLMLERİ ÅžENLİĞİNDE,GÜMÜŞ AÄžAÇ PLAKASI ÖZEL ÖDÜLÜ’nü almıştır…

Jön ve kötü adam tiplemelerinden sonra komedi ve dram filmlerinde oynayan Sadri Alışık dört dörtlük bir sanatçı olmuÅŸtur…
Avare filminden sonra sesinin güzelliÄŸi keÅŸfedilen sanatçı,45′lik plaklar doldurmuÅŸtur,seyircinin ısrarı ve gazino patronları tarafında Sadri Alışık show dünyasına da adım atmıştır…Turist Ömer tipini sahnede de ÅŸarkı söyleyerek ve espri yaparak devam ettirmiÅŸ ve halkın ilgi odağı olmuÅŸtur…bunun yanı sıra ağırlıklı olarak İstanbul için yazdığı ÅŸiirlerinin toplandığı bir kitabı da vardır…Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümünde de okuyan Sadri Alışık çok güzel yaÄŸlı boya ve kara kalem tablolara da imza atmıştır…
Ayhan Işık ile olan dostluÄŸu,aile yaÅŸantısı ve kiÅŸiliÄŸi ile herzaman Türk Halkına örnek olmuÅŸ gerçek bir sanatçıdır Sadri Alışık… Sanat yaÅŸamı boyunca aile yaÅŸantısından ve karakterinden asla taviz vermemiÅŸ bir çınardır…
Türk Sineması’nda bir ekol,bir fenomendir…
Hayatta ki en sevdiÄŸi dostlarından biri olan içki,bir gün ona ihanet edecek ve ölüm döşeÄŸine getirecektir…O dönemin CumhurbaÅŸkanı olan merhum Turgut Özal’ın yardımıyla Amerika’ya giden ve ”Mucize Eller” lakaplı Münci KalayoÄŸlu tarafından ameliyat edilen altmış beÅŸ yaşındaki Sadri Alışık Chicagolu otuz yaşında ki bir gencin karaciÄŸerini taşır…
1994 yılında son filmi olan Yavuz Özkan’ın yönettiÄŸi Yengeç Sepet’i filminde oynar ve Altın Portakal En İyi Erkek Oyuncu ödülünü alır…

1995 yılının 18 Mart’ında yetmiÅŸ yaşında iken,ailesine,sevenlerine,canı kadar sevdiÄŸi İstanbul’una ve sinemasına veda eder.

Halide Edip Adıvar (1884-1964) Pazartesi, Apr 2 2007 

http://www.uaa.k12.tr/eng/library/halide%20edip.jpg

Türk romancı. Siyasal alanda da etkinlik göstermiştir.

İstanbul’da doÄŸdu. Kimi kaynaklara göre doÄŸum yılı 1884′tür. İngiliz terbiyesiyle yetiÅŸmesini isteyen babası onu Üsküdar Amerikan Kız Koleji’nde okuttu. Orada Rıza Tevfik’den (Bölükbaşı) Fransız edebiyatı dersleri aldı ve DoÄŸu’nun mistik edebiyatını dinledi. Sonradan evlendiÄŸi Salih Zeki’den de matematik dersleri alıyordu. Koleji 1901′de bitirdi. 1908′de gazetelere yazmaya baÅŸladığı kadın haklarıyla ilgili yazılardan ötürü gericilerin düşmanlığını kazandı. 31 Mart Ayaklanması’nda bir süre için Mısır’a kaçmak zorunda kaldı. 1909′dan sonra eÄŸitim alanında görev alarak öğretmenlik, müfettiÅŸlik yaptı. Balkan Savaşı yıllarında hastanelerde çalıştı. Gerek bu çalışmaları, gerekse müfettiÅŸliÄŸi sırasında İstanbul semtlerini dolaÅŸması, ona çeÅŸitli kesimlerden insanları tanıma fırsatını verdi. 1919′da Sultanahmet Meydanı’nda, İzmir’in iÅŸgalini protesto mitinginde yaptığı etkili konuÅŸma ünlüdür. 1920′de Anadolu’ya kaçarak KurtuluÅŸ Savaşı’na katıldı. Kendisine önce onbaşı, sonra da üstçavuÅŸ rütbesi verildi. Savaşı izleyen yıllarda Cumhuriyet Halk Fırkası ve Atatürk ile siyasal görüş ayrılığına düştü. 1917′de evlenmiÅŸ olduÄŸu ikinci kocası Adnan Adıvar ile birlikte Türkiye’den ayrıldı. 1939′a kadar dış ülkelerde yaÅŸadı. O yıllarda konferanslar vermek üzere Amerika’ya ve Mohandas Gandi tarafından Hindistan’a çaÄŸrıldı. 1939′da İstanbul’a dönen Adıvar 1940′ta İstanbul Üniversitesi’nde İngiliz Filolojisi Kürsüsü baÅŸkanı oldu, 1950′de Demokrat Parti listesinden bağımsız milletvekili seçildi. 1954′te istifa ederek evine çekilmiÅŸ ve 1964′te ölmüştür.

http://www.turizm.gov.tr/TR/resimgoster.aspx?DIL=1&BELGEANAH=91187&RESIMISIM=haidedip-r.jpg

Adıvar’ın Seviye Talip (1910), Handan (1912) ve Son Eseri (1913) gibi ilk romanları aÅŸk öyküleri anlatan yapıtlardır. Yazar kahramanlarını yakıp yıkan bir sevgiyi dile getirmek istediÄŸi için kiÅŸilerin iç dünyasına yönelir ve bu sevginin zamanla bir tutkuya dönüşmesini sergiler. Bu yapıtların önemli özelliÄŸini, birbirine benzeyen ve ondan önceki Türk romanlarında bulunmayan kadın kahramanlarda aramak doÄŸru olur. Yazarın asıl amacı kadın kahramanların kiÅŸiliklerini erkeklerin gözüyle deÄŸerlendirmek olduÄŸu için, romanlarının anlatıcısı olarak bu kadınlara âşık erkekleri seçer ve fırtınalı bir aÅŸk öyküsünü onların anı defterlerinden ya da mektuplarından anlatır. Erkek (bazen kadın da) evli olduÄŸu için, kaçınılması olanaksız bir iç çatışma, romanların moral sorununu oluÅŸturur ve roman ya kadının ya da erkeÄŸin ölümüyle biter. Adıvar’ın, biraz kendi olduÄŸunu iddia edilen bu kadın kahramanları, yazarın o dönemde ideal saydığı Türk kadınını temsil ederler. Seviye Talipler, Handanlar, Kâmuranlar her ÅŸeyden önce güçlü kiÅŸiliÄŸi olan, haklarını savunan, Batı terbiyesi almış, ama BatılılaÅŸmayı giyim kuÅŸamda aramayan, resim ya da müzik gibi bir sanat alanında yetenek sahibi, yabancı dil bilir, kültürlü ve çekici kadınlardır.

Adıvar 1910 yıllarında Ziya Gökalp, Yusuf Akçura ve Ahmet AÄŸaoÄŸlu ile birlikte Türk Ocağı’nda çalışmaya baÅŸladıktan sonra yazdığı Yeni Turan adlı romanında (1912) yurt sorunlarına eÄŸilir. II. MeÅŸrutiyet döneminde geçen bu ütopik romanda, Yeni Turan adlı idealist bir partinin program ve çalışmalarını anlatırken yeni bir Türkiye’nin hangi saÄŸlam temellere oturtulması gerektiÄŸi hakkında o zamanki görüşlerini açıklamak fırsatını bulur. AteÅŸten Gömlek (1922) ve Vurun Kahpeye (1923) romanlarında KurtuluÅŸ Savaşı sırasında Anadolu’da tanık olduÄŸu olayları, direniÅŸleri, kahramanlıkları, ihanetleri anlatırken kendi gözlemlerinden yararlandığı için daha gerçekçidir. Bununla birlikte, bir aÅŸk sorununun aşıldığı bu yapıtlarda da yüceltilmiÅŸ kadın kahraman yerini korur. Ancak ÅŸimdi, yine olaÄŸan dışı bu kadın, öncekiler gibi bireysel sorunlarla sarsılan kültürlü bir sanatçı olarak deÄŸil, milli dava peÅŸinde erdemlerini kanıtlayan ya da Anadolu’da düşmana karşı savaÅŸan bir yurtsever olarak çıkar karşımıza.

Adıvar’ın ilk yapıtlarında Türk okuruna sunduÄŸu bir yenilik yarattığı bu kadın imgesidir. Bu imge toplumda birbirine karşıt olarak algılanan deÄŸerleri uzlaÅŸtırdığı için önemliydi. Osmanlı -İslam geleneklerine göre ev kadını olarak yetiÅŸtirilmiÅŸ basit ve cahil kadın, o dönemin aydın kesiminin gözünde geri kalmış bir uygarlığın simgesi gibiydi. Öte yandan BatılılaÅŸmış “asrî” kadın da köklerinden kopmuÅŸ, deÄŸerlerini ÅŸaşırmış, namus anlayışı kuÅŸku uyandıran bir kadındı. Adıvar’ın kahramanları iÅŸte bu çeliÅŸkiyi kendilerinde uzlaÅŸtırmakla bir özleme cevap veriyorlardı. Çünkü bunlar hem BatılılaÅŸmış hem de milli deÄŸerlerine baÄŸlı kalmış, hem serbest hem de namus konusunda çok titiz, ahlakı saÄŸlam kadınlardı. GerektiÄŸinde bir erkek gibi spor yapan, ata binen bu kadınlar üstelik diÅŸiliklerini de korumayı baÅŸarmışlardır.

Adıvar’ın en ünlü romanı Sinekli Bakkal’da (1936) ileri bir adım attığını, yeni bir aÅŸamaya vardığını görürüz. İlk romanlarının olay örgüsü bir iki kiÅŸi arasındaki bireysel iliÅŸkilere baÄŸlı olarak geliÅŸirken, II. Abdülhamid dönemindeki Türk toplumunun panoramik bir tablosunu sergileyen Sinekli Bakkal’ın olay örgüsü siyasal, düşsel, toplumsal sorunlarla örülmüş olarak geliÅŸir. Romanın okuru en çok çeken yönü de fakir kenar mahallesi, zengin konakları ve saray çevresiyle II. Abdülhamid zamanının İstanbul’u anlatmasıdır. Ne var ki yazarın amacı bir dönemin Türk toplumunu yansıtmak deÄŸildir yalnızca. Bu felsefi romanda çevrelerin bir iÅŸlevi de belli deÄŸerlerin temsilcisi olmaktır. Sinekli Bakkal mahallesi gelenekleri ve insancıl deÄŸerleri sürdüren halk kesimini; Genç Türkler’den Hilmi ve arkadaÅŸları devrimci aydınları; saray çevresi ise, yozlaÅŸmış yönetici kesimi temsil eder. Roman iki kısma ayrılmıştır. Birinci kısmın ana teması Abdülhamid’in istibdat idaresi karşısında ÅŸiddete baÅŸvurarak devrim yapmanın geçerliliÄŸi sorunudur. Gerçi Adıvar içtenlikle ezilen halktan yanadır, ama gelenekçiliÄŸi ve savunduÄŸu mistik dünya görüşü ÅŸiddete baÅŸvurarak devrim yapmayı onaylamasına izin vermez. Romanda II. MeÅŸrutiyet’in ilanı “asırların kurduÄŸu müesseselerin köklerini” söken, “içtimaî ve siyasî nizam ve intizamı” altüst eden bir devrim olarak nitelenir. DoÄŸru tutum Mevlevî tarikatından Vehbi Dede’nin yaptığı gibi “herhangi bir hayat fırtınasını sükûnetle seyretmek”tir. Yazar devrimden deÄŸil evrimden yanadır. Romanın ikinci kısmında yozlaÅŸmış saray çevresi sergilenirken ana tema olarak Rabia ile Peregrini iliÅŸkisi geliÅŸir ve evlilikle son bulur. Bu evliliÄŸin simgesel anlamı Batı ile DoÄŸu’nun bileÅŸimi olarak yorumlanmıştır. Ama Peregrini’nin “öyle basit ve insanî ananeler” dediÄŸi geleneklere baÄŸlı Sinekli Bakkal mahallesindeki cemaat yaÅŸamına hayran olması, Müslümanlık’ı kabul ederek Rabia ile evlenmesi ve mahalleye yerleÅŸmesi, daha çok DoÄŸu deÄŸerlerinin üstünlüğüne iÅŸaret sayılmaktadır. Ne var ki yazar, Rabia ile Peregrini’nin seviÅŸip evlenmelerine inandırıcı bir hava verememiÅŸtir. Farkedilir ki, olaylar yazarın kafasındaki bir görüşü dile getirmek için tertiplenmekte ve DoÄŸulu kadın ile Batılı erkek yazarın tezi gereÄŸi seviÅŸtirilip evlendirilmektedirler. Birinci kısımda olay örgüsünün doÄŸal geliÅŸimi, farklı dünya görüşlerine sahip kiÅŸiler arasındaki çatışmadan doÄŸan gerilim ve dramatik sahneler, ikinci kısımda yerlerini, zorlama izlenimi veren bir iliÅŸkiye ve saray çevresinin tanıtılmasına bırakınca romanın sanatsal düzeyi düşer.

1943′te CHP Ödülü’nü alan Sinekli Bakkal Türkiye’de en çok baskı yapan roman olmuÅŸtur. Sinekli Bakkal’ı izleyen romanların ise yazarın ününe katkıda bulunacak nitelikte oldukları söylenemez.

Adıvar çeÅŸitli alanlarda etkinlik göstermiÅŸ, siyasal ve toplumsal konularda da hem Türkçe, hem İngilizce kitaplar yazmış, İngilizce’den Türkçe’ye çeviriler yapmıştır. Zamanının dış ülkelerde en çok tanınan Türk yazarı olmuÅŸtur. Yapıtlarından kimileri İngiliz, Fransız, Alman, Rus, Macar, Fin, Urdu, Sırp, Portekiz dillerine çevrilmiÅŸtir.

YAPITLAR: Roman: Heyula, 1909; Raik’in Annesi, 1909; Seviye Talip, 1910; Handan, 1912; Yeni Turan, 1912; Son Eseri, 1913; Mev’ud Hüküm, 1918; AteÅŸten Gömlek, 1923; Vurun Kahpeye, 1923; Kalb AÄŸrısı, 1924; Zeyno’nun OÄŸlu, 1928; Sinekli Bakkal, 1936; Yolpalas Cinayeti, 1937; Tatarcık, 1939; Sonsuz Panayır, 1946; Döner Ayna, 1954; Akile Hanım Sokağı, 1958; Kerim Ustanın OÄŸlu, 1958; Sevda Sokağı Komedyası, 1959; Çaresaz, 1961; Hayat Parçaları, 1963; Öykü: Harap Mabetler, 1911; DaÄŸa Çıkan Kurt, 1922; Kubbede Kalan HoÅŸ Seda, (ö.s) 1974; Oyun: Kenan Çobanları, 1916; Maske ve Ruh, 1945; Anı: Türkün AteÅŸle İmtihanı, 1962; Mor Salkımlı Ev, 1963; DiÄŸer Yapıtlar: Talim ve Terbiye, 1911; Turkey Faces West, 1930; Conflict of East and West in Turkey, 1935; Inside India, 1937; Türkiye’de Åžark-Garp ve Amerikan Tesisleri, 1955; İngiliz Edebiyat Tarihi, 3 cilt, 1940-1949; Doktor Abdülhak Adnan Adıvar, 1956.

Yakup Kadri KaraosmanoÄŸlu (1889-1974) Pazartesi, Apr 2 2007 

http://www.kimkimdir.gen.tr/foto/384.jpg

Türk, romancı ve yazar. Romanlarında Türk toplumunun Tanzimat’tan bu yana çeÅŸitli dönemlerdeki toplumsal gerçekliÄŸini sergilemiÅŸtir.

27 Mart 1889′da Kahire’de doÄŸdu. 13 Aralık 1974′te Ankara’da öldü. İlköğrenimine ailesiyle birlikte gittiÄŸi Manisa’da baÅŸladı. 1903′te İzmir İdadisi’ne girdi. Babasının ölümünden sonra annesiyle yine Mısır’a döndü, öğrenimini İskenderiye’deki bir Fransız okulunda tamamladı. 1908′de baÅŸladığı İstanbul Hukuk Mektebi’ni bitirmedi. 1909′da arkadaşı Åžehabettin Süleyman aracılığıyla Fecr-i Âti topluluÄŸuna katıldı. 1916′da tedavi olmak için gittiÄŸi İsviçre’de üç yıl kadar kaldı. Mütareke yıllarında İkdam gazetesindeki yazılarıyla KurtuluÅŸ Savaşı’nı destekledi. 1921′de Ankara’ya çaÄŸrıldı ve bazı görevler verildi. 1923′te Mardin, 1931′de Manisa milletvekili oldu. Bir yandan da gazeteciliÄŸini ve roman yazarlığını sürdürdü. 1932′de Vedat Nedim Tör, Åževket Süreyya Aydemir, Burhan Asaf Belge ve İsmail Hüsrev Tökin ile birlikte Kadro dergisinin kurucuları arasında yer aldı. SavunduÄŸu bazı görüşler aşırı bulunduÄŸu için Kadro dergisinin 1934′te yayımına son vermek zorunda kalmasından sonra Tiran elçiliÄŸine atandı. Daha sonra 1935′te Prag, 1939′da La Haye, 1942′de Bern, 1949′da Tahran ve 1951′de yine Bern elçiliklerine getirildi. 27 Mayıs 1960′tan sonra Kurucu Meclis üyeliÄŸine seçildi. Siyasal yaÅŸamının son görevi 1961-1965 arasındaki Manisa milletvekilliÄŸi oldu.

http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/812.jpg

KaraosmanoÄŸlu yazarlığa Ümit, Servet-i Fünun, Resimli Kitap gibi dergilerde baÅŸladı. Fecr-i Âticiler’in “sanat ÅŸahsî ve muhteremdir” görüşünü paylaÅŸtığı ve “sanat için sanat” yaptığı bu ilk döneminde Nirvana adlı bir oyun, makaleler, denemeler, düzyazı ÅŸiirler ve öyküler yazdı. Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı sırasında ülkenin durumu, sanat anlayışını deÄŸiÅŸtirmesine yol açtı. Türk toplumunun çeÅŸitli dönemlerdeki gerçekliÄŸini sergilemek istediÄŸi için bir ikisi dışında yapıtlarında belli tarihsel dönemleri ele aldı. Kiralık Konak I. Dünya Savaşı öncesinin, Hüküm Gecesi II. MeÅŸrutiyet’in, Sodom ve Gomore Mütareke döneminin, Yaban KurtuluÅŸ Savaşı yıllarının, Ankara Cumhuriyet’in ilk on yılının, Bir Sürgün II. Abdülhamid döneminin iÅŸlendiÄŸi romanlardır. Panorama 1923-1952 yıllarını kapsar. KaraosmanoÄŸlu 1920′lerden sonra iyimser bir devrimci görünümündeyken, sonra umutlarını yitirerek romancılığını devrimci yönde kullanmaktan vazgeçmiÅŸtir. 1955′ten sonra da anı kitaplarından baÅŸka bir ÅŸey yazmamıştır. Romanları arasında en önemli ve ünlüleri Nur Baba, Kiralık Konak ve Yaban’dır.

Nur Baba, KaraosmanoÄŸlu’nun ilk romanıdır. 1922′de kitap olarak çıkmadan önce gazetede yayımlanmıştır. Ama yazılışı ondan sekiz dokuz yıl öncesine gider. O yıllar KaraosmanoÄŸlu’nun Eski Yunan ve Latin edebiyatıyla ilgilendiÄŸi ve Çamlıca’daki bir BektaÅŸi tekkesine devam ettiÄŸi dönemdir. Nur Baba’yı Euripides’in Bakkhalar’ından esinlenerek ve tekkedeki gözlemlerine dayanarak yazmıştır. Roman, tekkenin ÅŸeyhiyle, evli bir kadın arasındaki tutkulu bir aÅŸkın öyküsünü anlatır. İçki, müzik ve seviÅŸmeyle sabahlara deÄŸin süren ayinler, BektaÅŸi töreleri ve tekke yaÅŸamı kitapta büyük yer tutar. Bu ayinlerle Bakkhalar’in ayinleri arasında benzerlik bulan KaraosmanoÄŸlu, romanın kadın kahramanı Nigâr’da cinsel aÅŸktan mistik bir aÅŸka geçiÅŸi göstermek istemiÅŸtir. Ancak okur için romanın ilginç yönü BektaÅŸilik’e iliÅŸkin bilgiler olmuÅŸ ve bu yönü, yapıtın çok satılmasını saÄŸladığı gibi KaraosmanoÄŸlu’nun ününü de yaygınlaÅŸtırmıştır. Ancak KaraosmanoÄŸlu BektaÅŸilik’in sırlarını açıklamak ve üstelik BektaÅŸilik’i küçük düşürmekle suçlandığı için romanın ilk ve ikinci baskılarına yazdığı “izah”larla bu suçlamalara karşı kendini savunmak gereÄŸini duymuÅŸtur.

Bireyci sanattan vazgeçtikten sonra yazdığı ilk roman olan Kiralık Konak’ta KaraosmanoÄŸlu, II. MeÅŸrutiyet yıllarında BatılılaÅŸma hareketinin yol açtığı deÄŸer kargaÅŸasını, geleneklerden ve eski yaÅŸam biçiminden ayrılışı ve kuÅŸaklar arasındaki kopukluÄŸu sergiler. Romanda yazar adına konuÅŸan Hakkı Celis, baÅŸlangıçta yurt sorunlarına karşı ilgisiz, âşık, içli bir ÅŸairken, sonradan bilinçlenerek deÄŸiÅŸir, bireyin deÄŸil, toplumun önemli olduÄŸunu anlar ve “milli ideal” denen bir sevdaya tutulur. Bu ideal geleceÄŸin Türkiye’si ve ulusudur. KaraosmanoÄŸlu romanın öbür kiÅŸilerini ve dolayısıyla toplumu, bu yeni bilince ulaÅŸmış Hakkı Celis’in gözleriyle deÄŸerlendirir ve yargılar. Ona göre geleceÄŸin Türkiye’sinde ne geçmiÅŸin Osmanlı’sının, ne Batı hayranlarının, ne de yurt sorunlarından habersiz, yalnızca sanata tapan bireyci aydınların yeri vardır. Romanın baÅŸ kiÅŸileri gerçi belli tiplere örnek olarak sunulmuÅŸlardır, ama KaraosmanoÄŸlu bunları çok yönlü bireyler olarak yaÅŸatmayı amaçlar.

1942′de CHP Roman ArmaÄŸanı’nda ikinciliÄŸi kazanmış olan Yaban, KaraosmanoÄŸlu’nun en baÅŸarılı romanı sayılır. Anadolu köylüsünün gerçeklerini dile getirdiÄŸi ve Türk aydını ile köylüsü arasındaki uçurumu gözler önüne serdiÄŸi için övülmüştür. Ancak bazı eleÅŸtirmenler de KaraosmanoÄŸlu’nu, köylüye tepeden bakmak ve onu hor görmekle suçlamışlardır. Kiralık Konak ile Sodom ve Gomore’de Osmanlı düşüncesini sürdürenlerle Batı hayranı alafranga sınıfın toplumdaki çürüyen organlar olarak nitelenmeleri gibi, Yaban’da da gerici Anadolu köylüsü yoz bir sınıf olarak sunulur. Yeni ulusu yaratmak görevi de vatanı kurtaracak olan aydınlara düşmektedir. Yaban hem Anadolu’yu ve köylüyü konu edinen ilk önemli roman olmasıyla hem de çirkin bir gerçekliÄŸi ÅŸiirsel bir üslupla dile getirmedeki baÅŸarısıyla Türk roman tarihinde saygın bir yere sahiptir.

Karaosmanoğlu toplumsal sorunlara belli bir siyasal açıdan eğilmiş bir romancı olmakla birlikte, bu sorunlara yaklaşımını elden geldiğince sanatsal bir düzeyde tutmaya çalışmıştır. Ona karşı yapılan eleştiriler daha çok romanlarının içeriğine ve bazen de diline yönelik olmuştur. Ruhsal çözümlemede, karakter yaratmada ve ele aldığı dönemin toplumsal gerçekliğini yansıtmadaki başarısı övgüyle karşılanmıştır.

YAPITLAR (başlıca): Roman: Kiralık Konak, 1922; Nur Baba, 1922; Hüküm Gecesi, 1927; Sodom ve Gomore, 1928; Yaban, 1932; Ankara, 1934; Bir Sürgün, 1937; Panaroma, 2 cilt, 1953-1954; Hep O Şarkı, 1956. Öykü: Bir Serencam, 1913; Rahmet, 1923; Milli Savaş Hikâyeleri, 1947. Anı: Zoraki Diplomat, 1955; Anamın Kitabı, 1957; Vatan Yolunda, 1958; Politikada 45 Yıl, 1968; Gençlik ve Edebiyat Hatıraları, 1969. Çeşitli: Bütün Eserleri (bibliyografya içerir), ilk 15 cilt, (ö.s.), A.Öskırımlı (yay.), 1977-1984