http://www.medyaline.com/resimupload/files/fehmi_koru.JPG

Gazeteci-Yazar. Uzun yıllar Zaman Gazetesi’nde Ankara temsilciliÄŸi ve köşe yazarlığı yaptıktan sonra son iki yıldır bu görevi Yeni Åžafak Gazetesi’nde sürdürüyor.ABD Harward Üniversitesi mezunu.Dış literatüre vakıf olmasının yanında, biliÅŸim teknolojisine yakınlığı ile biliniyor. Taha Kıvanç takma adıyla kulis yazıları yazıyor.

Çok bilinen sır: Fehmi Koru
Cemal A. Kalyoncu
Aksiyon 11 Mart 2000

“Ben çok iddialı olduÄŸum konularda yanıldığımı zannetmiyorum; ama iddiasız olduÄŸumda da zaten iddiasız olduÄŸumu, yazdıklarımın ihtiyatla karşılanması gerektiÄŸini mutlaka belirtirim… Mizacen fazla kavgacı birisi deÄŸilim. Zorda kalmasam, ihtiyaç olduÄŸunu düşünmesem hiç bir zaman baÅŸkası ile kalem kavgasına girmem… Hikmet Çetinkaya ile karşı karşıya geliÅŸim Türk basını açısından büyük bir talihsizliktir.”
Arşiv gazeteciliğin en temel özelliğidir. Bu ille yazılı olmak zorunda değildir, hafızalarda yer eden küçük ayrıntılar da birer arşiv bilgisidir gazeteci için.

 Emin ÇölaÅŸan, 26 Kasım 1996′da gazetesi Hürriyet’in kendisine sansür uyguladığının ispatlanması halinde hemen o gün bu mesleÄŸi bırakacağını yazar: “…EÄŸer gazetemin benim yazılarımdan, cümlelerimden ve hatta sözcüklerimden birine sansür uyguladığını kanıtlarsa, kanıtlamanın da ötesinde bir tek belirtisini gösterirse, ben bu mesleÄŸi o gün bırakırım.”

 Ã–nceki gün baktım Emin ÇölaÅŸan hala Hürriyet’teki yazılarına devam ediyordu. ÇölaÅŸan’ın o yazısının devamı da var. Sürükleyici bir yazı olduÄŸu için, kopamadım: “Çünkü onurlu ve ÅŸerefli bir gazeteci, yazısındaki her sözcüğün sahibidir. Bir tek satırına sansür uygulanması bile, onun derhal istifa etmesini gerektirir. (…) EÄŸer basında yazılarının sansür edilmesini kabul edip içine sindiren ‘köşe yazarları’ varsa (!) onlar zaten haysiyetsizdir.”

Aradan dört yıl geçer. ÇölaÅŸan’ın yazısı gazetesi Hürriyet tarafından sansür edilir. ÇölaÅŸan internetin azizliÄŸine uÄŸrayacaktır. İnternetteki yazı ile Hürriyet’teki yazı birbirini tutmamaktadır. Ama sansür hiç kimse tarafından farkedilmez. Bir kiÅŸi hariç: Taha Kıvanç.

doÄŸrusunu söylemek gerekirse sansür bütün gazetelerde vardır ve her gazetecinin başına her an gelebilen birÅŸeydir. Ama ÇölaÅŸan’a uygulanan sansürü farklı kılan, onun dört yıl önce yazdığı yukarıdaki satırlardır. Taha Kıvanç, Emin ÇölaÅŸan’a, uygulanan sansür olayını belleÄŸi ve arÅŸivi sayesinde ‘yakalayıp’ gözler önüne sermiÅŸtir.

 Taha Kıvanç için basındaki en iyi hafiyelerden birisidir demek de yerinde bir tespittir sanırım. Onu baÅŸarılı bir hafiye-gazeteci kılan özelliklerin başında onun çok okuyan, en küçük ayrıntıları dahi gözden kaçırmamaya çalışan, sürekli gözlemleyen ve daha önemlisi bilgisayar teknolojisinin çok iyi bir kullanıcısı olması gelmektedir. Türk basınında bilgisayarı ilk kullanan gazetecilerden biri belki de ilki olmasının ona verdiÄŸi desteÄŸi, çok iÅŸine yarayan arÅŸivleme ve bilgiye kolay ulaÅŸma aÅŸamasında olmaktadır. Hafızasının kuvvetli olması da Kıvanç’ın iÅŸinde bu kadar baÅŸarılı olmasının sebeplerinden bir tanesidir. Bütün bunlar ortaya bir hafiye gazeteci portresi çıkarır.

 Baba oÄŸul gazeteci!!

Bunların sonucunda Türk basınının en çok taklidi yapılmayı hak eden yazarıdır da Kıvanç. Babası ve kardeÅŸi olduÄŸunu iddia eden Reha Baha Kıvanç isimleri ile birebir taklit edilir. Taha Kıvanç’ın bu kadar kıskanılmasının sebebi Türk basınına getirdiÄŸi ve ‘kulis’ adını verdiÄŸi tarzdır esasında: “Kulis Türk basınında daha önce bilinen bir yazı türü deÄŸildi. Ben yabancı basını yakından izlediÄŸim için Anglosakson basınında var olan bir yazı tarzını taşımak istedim Türk basınına.” Peki ne vardı Kulis’te? “Burada çatık kaÅŸlı olmayan yumuÅŸak bir yaklaşımla, bilgi kırıntıları, haber kırıntıları, okunan kitaplarda karşılaşılan önemli, ama kimsenin o ana kadar farketmediÄŸi ayrıntılar, seyredilen bir film, katılınan panel… Bütün bunları, yani hayatın içinden oluÅŸumları bir sütuna taşıma iÅŸini ben baÅŸlattım. Bu alışılmış bir ÅŸey deÄŸil, aslında kolay taklit edilir bir ÅŸey de deÄŸil.” Taha Kıvanç haklıdır. Bu kadar geniÅŸ alanda kulis yazmak tek kiÅŸinin harcı deÄŸildir. O yüzden baÅŸka gazetelerde ona öykünerek baÅŸlatılan uygulamalarda, ekonomik, siyasi, kültür kulisleri yazılır, ama herbirini ayrı ayrı kiÅŸiler yazar. Taha Kıvanç iÅŸte bunu getirir Türk basınına, her ÅŸeyden yazan bir kulis yazarıdır o. Bu yüzden midir bilinmez, biraz komploculuk da vardır onda. Komplocudur; ama bu komplocu yanı ihtiyatı elden bırakmasına neden deÄŸildir: “Ben çok iddialı olduÄŸum konularda yanıldığımı zannetmiyorum; ama iddiasız olduÄŸumda da zaten iddiasız olduÄŸumu, yazdıklarımın ihtiyatla karşılanması gerektiÄŸini mutlaka belirtirim.”

 Kavgayı sevmez ama…

Taha Kıvanç’ın bir özelliÄŸi daha vardır. Kıvanç’ın kalem kavgaları oldukça meÅŸhurdur. Onunla kavga etmemiÅŸ gazeteci sayısı çok deÄŸildir: “Ben aslında mizacen fazla kavgacı birisi deÄŸilim. Zorda kalmasam, ihtiyaç olduÄŸunu düşünmesem hiç bir zaman baÅŸkası ile kalem kavgasına girmem. Zaten Türkiye’de kalem kavgalarının tadı da kalmadı.” Kıvanç, Can Ataklı, Bekir CoÅŸkun, Serdar Turgut ve daha birçok isimle kalem kavgası yapar. Kavga ettiÄŸi iki kiÅŸi daha vardır ki… “Hikmet Çetinkaya ile karşı karşıya geliÅŸim Türk basını açısından büyük bir talihsizliktir.” Kalem kavgasına giriÅŸtiÄŸi diÄŸer bir isim ise Emin ÇölaÅŸan’dır. 1990′lara kadar iyi arkadaÅŸ olan ikilinin arası, ÇölaÅŸan’ın ‘kendisi gibi düşünmeyenleri karalamaya baÅŸlaması’ ile bozulur.

 Taha Kıvanç aslında gerçek bir isim deÄŸildir. GerçeÄŸi Bülent Åžirin’dir. O zamanki sahibi Alaaddin Kaya’nın teklifi üzerine, çıkmaya baÅŸladığı Kasım 1986′da başına geçip daha sonra onüç yılını geçireceÄŸi Zaman gazetesinde Kulis’i baÅŸlatan Bülent Åžirin’dir. Åžirin kısa zamanda tanınır ve ilgiyle okunur. Ancak, bir süre sonra deÅŸifre olduÄŸu için Åžirin kimlik deÄŸiÅŸtirmek zorunda kalır: “Åžirin benim kızımın adı, Bülent de sevdiÄŸim bir isim. Bülent Åžirin imzalı kulislerin benim tarafımdan yazıldığı çok yaygın bir bilgi haline gelince ben de yazıları kestim.” Aradan bir süre geçtikten sonra o alandaki ihtiyaç sürdüğü için isim deÄŸiÅŸtirilerek yazılara devam edilir. Taha Kıvanç böyle çıkar ortaya: “Taha benim oÄŸlumun adıdır.” Aslında Bülent Åžirin de gerçek deÄŸildir. Bu isimlerin baÅŸ kahramanı anne ve baba tarafı da Yugoslavya Prizrenli esnaf bir ailenin çocuÄŸu, gazeteci Fehmi Koru’dur. Kendisine göre Taha Kıvanç’ın Fehmi Koru olduÄŸunun anlaşılması ile Türkiye’nin en çok bilinen sırrı deÅŸifre edilmiÅŸ olur.

 Aile, Prizren’den gelme

Prizrenli Hüsnü Bey, çocuklarıyla beraber Türkiye’nin daha doÄŸrusu İzmir’in yolunu tutar, kolonyacılık yapar. Daha sonra çocuklar da baba mesleÄŸi olan kolonyacılığı devam ettirirler. Muzaffer Bey (Fehmi Koru’nun babası) de kardeÅŸleriyle beraber bu iÅŸle meÅŸgul olur. DiÄŸer taraftan bir baÅŸka Prizren’li, Durak Efendi (Ütin) de, Yugoslavya’daki hayat ÅŸartlarının elveriÅŸsiz olması sebebiyle Türkiye’ye gelir: “Babam Türkiye’de doÄŸdu, annem ise orada doÄŸup buraya geliyor. Ama her ikisinin aileleri de Prizrenli.” Ütin ailesi burada daha iyi ÅŸartlarda yeni bir düzen kurarlar kendilerine. Kısmet bu ya, Hüsnü Bey’in oÄŸlu Muzaffer ile Durak Bey’in kızı Ganimet Hanım tanışıp evlenirler. Çiftin adını Fehmi koyacakları bir çocukları gelir dünyaya 1950′de; onu da sonraki yıllarda Vecdi ve Naci takip eder .

 Okul çağı geldiÄŸinde ailesi onu Kemal Reis İlkokulu’na kaydeder önce. Koru iyi bir öğrencidir: “BirÅŸey olacağım belli idi ama ne olacağımı ilkokulda düşünmemiÅŸtim.” Sonrasında İzmir İmam Hatip Lisesi’nde devam edecektir tahsil hayatı. Burada Zaman’ın eski Genel Yayın Yönetmeni Abdullah Aymaz’la olan beraberliÄŸi İzmir Yüksek İslam Enstitüsü’nde de devam edecektir. Koru, faal bir üniversite dönemi geçirir. Üniversiteyi bitirdiÄŸi 1972′nin sonlarında İstanbul’a gelen Koru Fatih Gençlik Vakfı’nın kuruluÅŸunda çalıştıktan sonra sanayi alanıyla iÅŸtigal eden özel bir ÅŸirkette çalışma hayatını sürdürür. 1975′te ise, 28 Åžubat sürecinin de etkisiyle akreditasyon listelerinden çıkaracakları Fehmi Koru’ya askerler ocaklarının kapılarını açarlar.

 Tuzla Piyade Okulu’nda askerliÄŸini kısa dönem olarak yapar. Dönüşte yine kitap kokan iÅŸler yapmaya devam eder. Akyay-Kaynak Yayınları’nı arkadaÅŸlarıyla kurarak aralarında Necip Fazıl’ın kendi sesiyle okuduÄŸu ÅŸiirlerinden oluÅŸan bir plağın da bulunduÄŸu eserler yayınlar. 1977-78 yıllarında dil öğrenmek için gideceÄŸi İngiltere ise daha sonraki hayatında faydalarını göreceÄŸi bir pencere açacaktır Koru’ya. Dil öğrenmesini ona, Turgut Özal söylemiÅŸtir. Koru, Özal’la, 1977 seçimlerinde siyasete ilk giriÅŸ denemesini yapacağı sırada tanışmıştır. Daha sonraları, gazetecilik okumak üzere bir kez daha gideceÄŸi İngiltere’den dönünce, bu sefer Arapça öğrenmek için 7-8 ay kalmak üzere Suriye’ye gider. Suriye’deki dönemi ise “onun İslam dünyası ile ilgili fikriyatının oluÅŸacağı” dönem olacaktır. İngiltere’de ve daha sonraki yıllarda gideceÄŸi Amerika’da Batı toplumlarını yakından tanıma imkanı bulur Fehmi Bey.

Amerika’ya gidiÅŸi ise Ege Üniversitesi’nde kimya doktoru olan eÅŸi Nebahat (Karagülle- Nebahat Hanım başörtüsü yüzünden üniversiteden ilk atılan öğretim üyesidir) Hanım’a MIT (Massachusetts Institute of Technology)’den araÅŸtırmalar yapmak üzere bir davet gelmesi ile gerçekleÅŸecektir. EÅŸiyle beraber gideceÄŸi Amerika’da, o da aynı üniversitenin Uluslararası AraÅŸtırmalar Merkezi’nde araÅŸtırmacı olarak çalışacaktır. Koru, bir imkansızı baÅŸarır burada. Amerika’nın en önemli üniversitelerinden Harvard’a, üçyüz kiÅŸinin arasından kazanan 4 kiÅŸiden biri olarak girer. Sonrasında 1982′de Türkiye’ye döndüğünde 9 Eylül Üniversitesi’ne Arapça okutmanı olarak girecekken, 12 Eylül sürecinin bir yansıması olarak, hakkında hazırlanan rapor yüzünden bu atama gerçekleÅŸmez. Bu dönemde Arabia ve Crescent adlı dergilerde yazmaya baÅŸlar.

 Fehmi Bey, bu kadar çeÅŸitli yerlerde yazılar yazmıştır; ama bu gün ona sorarsanız yazmak yerine o okumayı tercih edecektir: “Okumaktan çok hoÅŸlanan bir insanım. Yazmak mı okumak mı deseler ve bana bıraksalar okumayı tercih ederim.” Milli Gazete’nin ardından Ekrem Pakdemirli’nin onu, başında bulunduÄŸu HDTM’ye basın müşaviri yapması ile gazete ve yazı iÅŸinden bir müddet uzak kalır. Buradan, başında Yusuf Özal’ın bulunduÄŸu DPT’nin İslam Ülkeleri Ekonomik İşbirliÄŸi Bölümü’ne (İSEB) “O konular zaten benim konularımdı.” diye düşündüğü için geçer ve burada çalışmaya baÅŸlar. Onu buraya talep eden, bir uçak yolculuÄŸu sırasında tanıdığı, ÅŸimdi Viyana büyükelçisi olan YaÅŸar Yakış’tır. Yakış, o dönemde İSEB’in başındaki kiÅŸidir. Koru, devlette kısa süren bu vazifesinden 1986 AÄŸustos’unda ayrılır. Ayrılmasına vesile olan, o yılın kasım ayında yayın hayatına baÅŸlayacak Zaman gazetesidir. Koru, Zaman’da çok uzun yıllar (13 yıl) kalacaktır: “Bizim kesim her gazete ve dergide yazdığım için ismimi biliyordu. Ama Türkiye genelinde ismimin duyulması Zaman Gazetesi ile oldu.” Onu diÄŸer gazetelerden gelen teklif (AkÅŸam) bile Zaman’dan ayıramaz. 1998′in Eylül ayında ise ayrılık zamanı geldiÄŸinden olacak, yazıları birden kesiliverir: “Gazetelerde ben ÅŸahsen her zaman özgür bir ortamda çalıştım. Zaman gazetesi de bu yönden en geniÅŸ özgürlüğü saÄŸlayan bir gazete idi ben çalışırken.” Koru, istenmediÄŸi hissine kapılınca Zaman macerası sona erer.

 1980′de evlendiÄŸi Elektrik Yüksek Mühendisi Süleyman Karagülle’nin kızı Nebahat Hanım’la evliliÄŸinden beÅŸ çocuÄŸu (sırayla Mehmet Yasin, Zeynep AlemÅŸah, Fatma Åžirin, Ahmet Taha, Ömer Faruk) olan Fehmi Koru’nun, kendisine çevre saÄŸlayan önemli dönüm noktalarından biri de kayınpederinin kurduÄŸu Akevler Kooperatifi’dir.

Bugünlerde ‘One Column Ahead’ (Türkçesi Bir Sütun İleri) adlı bir İngilizce kitabı çıkacak olan Koru, yazdıkları İngilizce kitaplaÅŸan ilk Türk gazetecisi de olacaktır. Unutmadan ekleyeyim; çok iyi bir Türk sanat müziÄŸi ve halk müziÄŸi repertuvarı olan Koru’nun sesi de fena deÄŸildir.