Akif Emre Kimdir? PerÅŸembe, Apr 5 2007 

İlk ve orta öğrenimini memleketi olan Kayseri’de tamamladı.
İstanbul’da mühendislik eÄŸitimi aldı. Yayıncılık, gazetecilik ve televizyonculuk yaptı. Osmanlı ÅŸehirleri (Saraybosna, Mostar, Üsküp, Selanik 1,2, Kudüs1,2) ve Mimar Sinan 6 bölüm üzerine olanları baÅŸta olmak üzere birçok belgesel hazırladı.
Bir süre İnsan Yayınları’nın genel yayın yönetmenliÄŸini yaptı.
KüreselliÄŸin Fay Hattı (2001), Göstergeler (1997), ‘İz’ler (2001, Türkiye Yazarlar BirliÄŸi ödülü aldı) adlı eserleri yayımlandı.
Yeni Şafak gazetesinin kurucuları arasında yer aldı ve bir döneme genel yayın yönetmenliğini üstlendi.
Hâlen Yeni Åžafak gazetesinde köşe yazarlığının yanı sıra Küre ve Klasik Yayınları’nın genel yayın yönetmenliÄŸini yapmaktadır.

Akif Emre Kişisel Günlüğü

Sadri Alışık (1925-1975) Pazartesi, Apr 2 2007 

http://img.mynet.com/ha/sadri_alisik.jpg

YeÅŸilçam’ın en eski ve tutarlı karakter oyuncularından biridir Sadri Alışık.Yıllar süren hayat savaşı sırasında,övülerek göklere çıkartılmış,en yakın bildiÄŸi dostları tarafından terkedilmiÅŸ,mutluluÄŸun sevincini,aldanmanın üzüntüsünü yaÅŸamıştır.Hassas ve içe dönük olan yapısı zaman zaman çok incinmiÅŸtir ama her ÅŸeye raÄŸmen,oyunculuÄŸunu,kiÅŸiliÄŸini herkese kabul ettirmiÅŸ ve Türk Halkı tarafından çok sevilmiÅŸtir. 5 Nisan 1925 yılında PaÅŸabahçe’de bahçesinde meyve aÄŸaçları bulunan üç katlı ahÅŸap bir evde dünyaya geldi Mehmet Sadrettin Alışık…

Tüm aile büyüklerinin ve kardeÅŸi Nevin’in onu Sadri diye çağırmaları nedeni ile,hayatının geri kalan kısmını da hep Sadri Alışık olarak geçirdi…Zeki ve bir o kadar da yaramaz bir çocuk olan Sadri Alışık otoriter bir baba ve gene otoriter bir anne ile büyüdü…İçinde ki oyuna hasret duygusunun ileride oyuncu olmasına neden olacağını ne o dönemlerin küçük Sadri’si ne de ailesi bilemezlerdi elbet.

Namaza duran aile büyüklerini,secdeye varamasınlar diye bellerinde ki kuÅŸaktan kapının koluna baÄŸladığını,bahçedeki civcivleri oltayla balkondan yukarı çektiÄŸini,kedilerin ayaklarının altına yapıştırdığı ceviz kabuklarını ve yaptığı tüm bu yaramazlıkları ileride gülerek anımsayacaktır Sadri Alışık…

Çocukluk yıllarında NaÅŸit Özcan Tiyatrosu’nu seyrettikten sonra baÅŸlayan tiyatro aÅŸkı,okul piyeslerinde,CaÄŸaloÄŸlu Halk Evi’nde ve ÅŸimdiki adı Sadri Alışık Tiyatrosu olan Küçük Sahne’de devam etmiÅŸtir..Annesi Saffet Hanım ve Babası Rafet Kaptan’ın oyuncu olmasına karşı olmalarına raÄŸmen,içinde ki bu oyunculuk aÅŸkının sönmesine hiç izin vermemiÅŸtir…Ailesi de iÅŸin ciddiyetini anlamış ve oÄŸullarına destek olmaya baÅŸlamışlardır…Baba Rafet Kaptan’ın ” Sana bir nasihatım,aynı zamanda da vasiyetim olsun.Artık yeni bir hayata atılıyorsun.Bundan sonra ki yaÅŸamında,iÅŸini elinle deÄŸil,canınla yap!” sözünü hayatının geri kalanında hiç ama hiç aklından çıkartmamış ve bunu oyunculuk yaÅŸamında hep amaç edinmiÅŸtir…

İlk filmi ”Günahsızlar”ı 1946 yılında çeviren Sadri Alışık şöhret basamaklarını hızla çıkmaya baÅŸlamış ve canı kadar sevdiÄŸi tiyatrodan YeÅŸilçam’a adımını atmıştır… 1959 yılında çevrilen ” Yalnızlar Rıhtımı” adlı filmde 38 yıllık hayat arkadaşı Çolpan İlhan’a aşık olmuÅŸ ve aynı sene evlenmiÅŸlerdir… Küçük Sahne’deki tiyatro yıllarında çok yakın arkadaşı olan Çolpan İlhan hayatının en büyük aÅŸkı olmuÅŸtur…Bu mutlu yuvaya çok zaman geçmeden bir kiÅŸi daha eklenir ve Alışık ailesinin oÄŸulları Kerem Alışık dünyaya gelir…

Kerem Alışık ile iliÅŸkisi çok farklı olmuÅŸtur baba Sadri Alışık’ın…Kendi deyimiyle ondan kaynaklanan bir hatadır bu…Kendi babasının yaptığı gibi,o da oÄŸlu Kerem’i hep uyurken sevmiÅŸtir… EvliliÄŸin ve çocuÄŸun verdiÄŸi sorumlulukla iÅŸine dört elle sarılmıştır ve ardı arkası kesilmeyen filmler çevirmiÅŸtir Sadri Alışık…

Nejat Saydam idaresinde çevrilen ve baÅŸrollerini Ayhan Işık ve Belgin Doruk ile paylaÅŸtığı ”Küçük Hanımefendi” serisi ile seyircinin dikkatini çekmiÅŸ ve sevgisini kazanmıştır…Ancak hiç şüphesiz ”Turist Ömer” tiplemesi Sadri Alışık’ın oyunculuk kariyerinin en önemli adımı olmuÅŸ ve sanat yaÅŸamında yepyeni kapılar açmıştır… Turist Ömer karakterinin doÄŸuÅŸu Sadri Alışık’ın asker arkadaşı Ahmet Güzelce’nin verdiÄŸi eÄŸri selamdan esinlenerek yaratılmış ve rejisör Hulki Saner tarafından da ortaya çıkartılmıştır… 1951 yılında baÅŸlayan ve Ayhan Işık’ın vefatına kadar devam eden Sadri-Ayhan dostluÄŸu beraber çevrilen filmlerle de pekiÅŸir…

Ayhan Işık’ın baÅŸrolünü oynadığı ”Helal Olsun Ali AÄŸbi” filmi Turist Ömer serisinin baÅŸlangıcıdır…Bu filmde Ayhan Işık’ın Turist Ömer adlı bir arkadaşı vardır ve bu rol Sadri Alışık’a ısmarlama elbise gibi uymuÅŸtur.. Ona gezmeyi çok sevdiÄŸi için arkadaÅŸları Turist adını takmışlardır… ”Turist” traÅŸ olmaz,gri pantolon,ekose gömlek,delik fötr ÅŸapka ve ökçesi basık pabuç giyen bir adamdır… Espri yapar,karşısına çıkanları,sözle,nükteyle ”harcar”….Ama ”Turist” iyilik sever,yaÅŸadığı andan ilerisini düşünmez,çalışmaz,iÅŸsizdir,içkiye düşkündür fakat kadın problemi yoktur..Karnı acıkınca doyurmak aklına gelir..Beceriksizdir,bu yüzden de sevimli ve cana yakındır… “Helal Olsun Ali AÄŸbi” filmini seyreden seyirciler sinemadan çıkarken ”Helal Olsun Sadri’ye bu filmde Ayhan’ı yedi,toz etti” yorumunu bile getirmiÅŸlerdir…Böylece Ayhan Işık’ın fiyatı o günün parası ile 60.000′den aÅŸağı düşerken Sadri Alışık’ın fiyatı 5.000′den 10.000′e çıkmıştır… Hulki Saner bu filmden sonra ”AyÅŸecik Çıtı Pıtı Kız” ve ”AyÅŸecik Cimcime Hanım” filmlerine de aynı tipi koymuÅŸtur…Dolayısıyla Erman-Saner firmasının en fazla iÅŸ yapan filmleri de 1963′te ” Sadri’li Filmler” olmuÅŸ,1964′te ”Turist Ömer” adlı film ortaya çıkmıştır..Bu film Sadri Alışık’a yeni ufuklar açmıştır…

Turist Ömer’den sonra en çok konuÅŸulan ve seyircinin en çok sevdiÄŸi karakterlerden biri de ”Ofsayt Osman”olmuÅŸtur.. Osman Seden’in rejisörlüğünü yaptığı ”Åžaka ile Karışık” filminde ortaya çıkan bu tip çok tutulmuÅŸ ve Sadri Alışık’ın en çok iÅŸ yapan filmlerinden biri de ” Åžaka ile Karışık” olmuÅŸtur…”Ofsayt Osman” hayatta hiç gol atamamış,hep ofsayt pozisyonunda kalmış bir adamdır…Beceriksiz fakat çok ama çok iyi kalplidir..Çizgili beyaz gömlek,kahverengi yelek,kışın da ceket giyer..”Turist Ömer”den farkı,birçok ÅŸey yapmak ister ama kaderi ve talihi bırakmaz..Åžansı yoktur.Nihayet son serüveninde bir gol atar,yani bir kızın hayatını kurtarır ve mutlu olur.. ”Ofsayd Osman” tipi yerli film seyircisinin çok sevdiÄŸi fakir adam tipidir.. Fakir,haksever,fedakar ve sevmesini bilen adam…Sadece bunlar yüzünden deÄŸil Sadri Alışık’ın oyunculuk yönünden sergilediÄŸi baÅŸarı dolayısıyla da halkın hafızasına yerleÅŸmiÅŸtir… Filmlerin ardı arkası kesilmez..Sadri Alışık herkesin çok sevdiÄŸi bir star olmuÅŸtur…

1966 yılında çevrilen ve Atıf Yılmaz’ın yönettiÄŸi ”Ah Güzel İstanbul” filmi de Sadri Alışık’ın en önemli filmlerinden biridir.. İçki yüzünden herÅŸeyini yitirmiÅŸ eski bir İstanbul efendisi ile artist olmak için evini,köydeki sevgilisini terk edip fuhuÅŸa sürüklenen AyÅŸe’nin hikayesini anlatan bu film SANREMO ”Bodrig Hera” GÜLDÜRÜ FİLMLERİ ÅžENLİĞİNDE,GÜMÜŞ AÄžAÇ PLAKASI ÖZEL ÖDÜLÜ’nü almıştır…

Jön ve kötü adam tiplemelerinden sonra komedi ve dram filmlerinde oynayan Sadri Alışık dört dörtlük bir sanatçı olmuÅŸtur…
Avare filminden sonra sesinin güzelliÄŸi keÅŸfedilen sanatçı,45′lik plaklar doldurmuÅŸtur,seyircinin ısrarı ve gazino patronları tarafında Sadri Alışık show dünyasına da adım atmıştır…Turist Ömer tipini sahnede de ÅŸarkı söyleyerek ve espri yaparak devam ettirmiÅŸ ve halkın ilgi odağı olmuÅŸtur…bunun yanı sıra ağırlıklı olarak İstanbul için yazdığı ÅŸiirlerinin toplandığı bir kitabı da vardır…Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümünde de okuyan Sadri Alışık çok güzel yaÄŸlı boya ve kara kalem tablolara da imza atmıştır…
Ayhan Işık ile olan dostluÄŸu,aile yaÅŸantısı ve kiÅŸiliÄŸi ile herzaman Türk Halkına örnek olmuÅŸ gerçek bir sanatçıdır Sadri Alışık… Sanat yaÅŸamı boyunca aile yaÅŸantısından ve karakterinden asla taviz vermemiÅŸ bir çınardır…
Türk Sineması’nda bir ekol,bir fenomendir…
Hayatta ki en sevdiÄŸi dostlarından biri olan içki,bir gün ona ihanet edecek ve ölüm döşeÄŸine getirecektir…O dönemin CumhurbaÅŸkanı olan merhum Turgut Özal’ın yardımıyla Amerika’ya giden ve ”Mucize Eller” lakaplı Münci KalayoÄŸlu tarafından ameliyat edilen altmış beÅŸ yaşındaki Sadri Alışık Chicagolu otuz yaşında ki bir gencin karaciÄŸerini taşır…
1994 yılında son filmi olan Yavuz Özkan’ın yönettiÄŸi Yengeç Sepet’i filminde oynar ve Altın Portakal En İyi Erkek Oyuncu ödülünü alır…

1995 yılının 18 Mart’ında yetmiÅŸ yaşında iken,ailesine,sevenlerine,canı kadar sevdiÄŸi İstanbul’una ve sinemasına veda eder.

Halide Edip Adıvar (1884-1964) Pazartesi, Apr 2 2007 

http://www.uaa.k12.tr/eng/library/halide%20edip.jpg

Türk romancı. Siyasal alanda da etkinlik göstermiştir.

İstanbul’da doÄŸdu. Kimi kaynaklara göre doÄŸum yılı 1884′tür. İngiliz terbiyesiyle yetiÅŸmesini isteyen babası onu Üsküdar Amerikan Kız Koleji’nde okuttu. Orada Rıza Tevfik’den (Bölükbaşı) Fransız edebiyatı dersleri aldı ve DoÄŸu’nun mistik edebiyatını dinledi. Sonradan evlendiÄŸi Salih Zeki’den de matematik dersleri alıyordu. Koleji 1901′de bitirdi. 1908′de gazetelere yazmaya baÅŸladığı kadın haklarıyla ilgili yazılardan ötürü gericilerin düşmanlığını kazandı. 31 Mart Ayaklanması’nda bir süre için Mısır’a kaçmak zorunda kaldı. 1909′dan sonra eÄŸitim alanında görev alarak öğretmenlik, müfettiÅŸlik yaptı. Balkan Savaşı yıllarında hastanelerde çalıştı. Gerek bu çalışmaları, gerekse müfettiÅŸliÄŸi sırasında İstanbul semtlerini dolaÅŸması, ona çeÅŸitli kesimlerden insanları tanıma fırsatını verdi. 1919′da Sultanahmet Meydanı’nda, İzmir’in iÅŸgalini protesto mitinginde yaptığı etkili konuÅŸma ünlüdür. 1920′de Anadolu’ya kaçarak KurtuluÅŸ Savaşı’na katıldı. Kendisine önce onbaşı, sonra da üstçavuÅŸ rütbesi verildi. Savaşı izleyen yıllarda Cumhuriyet Halk Fırkası ve Atatürk ile siyasal görüş ayrılığına düştü. 1917′de evlenmiÅŸ olduÄŸu ikinci kocası Adnan Adıvar ile birlikte Türkiye’den ayrıldı. 1939′a kadar dış ülkelerde yaÅŸadı. O yıllarda konferanslar vermek üzere Amerika’ya ve Mohandas Gandi tarafından Hindistan’a çaÄŸrıldı. 1939′da İstanbul’a dönen Adıvar 1940′ta İstanbul Üniversitesi’nde İngiliz Filolojisi Kürsüsü baÅŸkanı oldu, 1950′de Demokrat Parti listesinden bağımsız milletvekili seçildi. 1954′te istifa ederek evine çekilmiÅŸ ve 1964′te ölmüştür.

http://www.turizm.gov.tr/TR/resimgoster.aspx?DIL=1&BELGEANAH=91187&RESIMISIM=haidedip-r.jpg

Adıvar’ın Seviye Talip (1910), Handan (1912) ve Son Eseri (1913) gibi ilk romanları aÅŸk öyküleri anlatan yapıtlardır. Yazar kahramanlarını yakıp yıkan bir sevgiyi dile getirmek istediÄŸi için kiÅŸilerin iç dünyasına yönelir ve bu sevginin zamanla bir tutkuya dönüşmesini sergiler. Bu yapıtların önemli özelliÄŸini, birbirine benzeyen ve ondan önceki Türk romanlarında bulunmayan kadın kahramanlarda aramak doÄŸru olur. Yazarın asıl amacı kadın kahramanların kiÅŸiliklerini erkeklerin gözüyle deÄŸerlendirmek olduÄŸu için, romanlarının anlatıcısı olarak bu kadınlara âşık erkekleri seçer ve fırtınalı bir aÅŸk öyküsünü onların anı defterlerinden ya da mektuplarından anlatır. Erkek (bazen kadın da) evli olduÄŸu için, kaçınılması olanaksız bir iç çatışma, romanların moral sorununu oluÅŸturur ve roman ya kadının ya da erkeÄŸin ölümüyle biter. Adıvar’ın, biraz kendi olduÄŸunu iddia edilen bu kadın kahramanları, yazarın o dönemde ideal saydığı Türk kadınını temsil ederler. Seviye Talipler, Handanlar, Kâmuranlar her ÅŸeyden önce güçlü kiÅŸiliÄŸi olan, haklarını savunan, Batı terbiyesi almış, ama BatılılaÅŸmayı giyim kuÅŸamda aramayan, resim ya da müzik gibi bir sanat alanında yetenek sahibi, yabancı dil bilir, kültürlü ve çekici kadınlardır.

Adıvar 1910 yıllarında Ziya Gökalp, Yusuf Akçura ve Ahmet AÄŸaoÄŸlu ile birlikte Türk Ocağı’nda çalışmaya baÅŸladıktan sonra yazdığı Yeni Turan adlı romanında (1912) yurt sorunlarına eÄŸilir. II. MeÅŸrutiyet döneminde geçen bu ütopik romanda, Yeni Turan adlı idealist bir partinin program ve çalışmalarını anlatırken yeni bir Türkiye’nin hangi saÄŸlam temellere oturtulması gerektiÄŸi hakkında o zamanki görüşlerini açıklamak fırsatını bulur. AteÅŸten Gömlek (1922) ve Vurun Kahpeye (1923) romanlarında KurtuluÅŸ Savaşı sırasında Anadolu’da tanık olduÄŸu olayları, direniÅŸleri, kahramanlıkları, ihanetleri anlatırken kendi gözlemlerinden yararlandığı için daha gerçekçidir. Bununla birlikte, bir aÅŸk sorununun aşıldığı bu yapıtlarda da yüceltilmiÅŸ kadın kahraman yerini korur. Ancak ÅŸimdi, yine olaÄŸan dışı bu kadın, öncekiler gibi bireysel sorunlarla sarsılan kültürlü bir sanatçı olarak deÄŸil, milli dava peÅŸinde erdemlerini kanıtlayan ya da Anadolu’da düşmana karşı savaÅŸan bir yurtsever olarak çıkar karşımıza.

Adıvar’ın ilk yapıtlarında Türk okuruna sunduÄŸu bir yenilik yarattığı bu kadın imgesidir. Bu imge toplumda birbirine karşıt olarak algılanan deÄŸerleri uzlaÅŸtırdığı için önemliydi. Osmanlı -İslam geleneklerine göre ev kadını olarak yetiÅŸtirilmiÅŸ basit ve cahil kadın, o dönemin aydın kesiminin gözünde geri kalmış bir uygarlığın simgesi gibiydi. Öte yandan BatılılaÅŸmış “asrî” kadın da köklerinden kopmuÅŸ, deÄŸerlerini ÅŸaşırmış, namus anlayışı kuÅŸku uyandıran bir kadındı. Adıvar’ın kahramanları iÅŸte bu çeliÅŸkiyi kendilerinde uzlaÅŸtırmakla bir özleme cevap veriyorlardı. Çünkü bunlar hem BatılılaÅŸmış hem de milli deÄŸerlerine baÄŸlı kalmış, hem serbest hem de namus konusunda çok titiz, ahlakı saÄŸlam kadınlardı. GerektiÄŸinde bir erkek gibi spor yapan, ata binen bu kadınlar üstelik diÅŸiliklerini de korumayı baÅŸarmışlardır.

Adıvar’ın en ünlü romanı Sinekli Bakkal’da (1936) ileri bir adım attığını, yeni bir aÅŸamaya vardığını görürüz. İlk romanlarının olay örgüsü bir iki kiÅŸi arasındaki bireysel iliÅŸkilere baÄŸlı olarak geliÅŸirken, II. Abdülhamid dönemindeki Türk toplumunun panoramik bir tablosunu sergileyen Sinekli Bakkal’ın olay örgüsü siyasal, düşsel, toplumsal sorunlarla örülmüş olarak geliÅŸir. Romanın okuru en çok çeken yönü de fakir kenar mahallesi, zengin konakları ve saray çevresiyle II. Abdülhamid zamanının İstanbul’u anlatmasıdır. Ne var ki yazarın amacı bir dönemin Türk toplumunu yansıtmak deÄŸildir yalnızca. Bu felsefi romanda çevrelerin bir iÅŸlevi de belli deÄŸerlerin temsilcisi olmaktır. Sinekli Bakkal mahallesi gelenekleri ve insancıl deÄŸerleri sürdüren halk kesimini; Genç Türkler’den Hilmi ve arkadaÅŸları devrimci aydınları; saray çevresi ise, yozlaÅŸmış yönetici kesimi temsil eder. Roman iki kısma ayrılmıştır. Birinci kısmın ana teması Abdülhamid’in istibdat idaresi karşısında ÅŸiddete baÅŸvurarak devrim yapmanın geçerliliÄŸi sorunudur. Gerçi Adıvar içtenlikle ezilen halktan yanadır, ama gelenekçiliÄŸi ve savunduÄŸu mistik dünya görüşü ÅŸiddete baÅŸvurarak devrim yapmayı onaylamasına izin vermez. Romanda II. MeÅŸrutiyet’in ilanı “asırların kurduÄŸu müesseselerin köklerini” söken, “içtimaî ve siyasî nizam ve intizamı” altüst eden bir devrim olarak nitelenir. DoÄŸru tutum Mevlevî tarikatından Vehbi Dede’nin yaptığı gibi “herhangi bir hayat fırtınasını sükûnetle seyretmek”tir. Yazar devrimden deÄŸil evrimden yanadır. Romanın ikinci kısmında yozlaÅŸmış saray çevresi sergilenirken ana tema olarak Rabia ile Peregrini iliÅŸkisi geliÅŸir ve evlilikle son bulur. Bu evliliÄŸin simgesel anlamı Batı ile DoÄŸu’nun bileÅŸimi olarak yorumlanmıştır. Ama Peregrini’nin “öyle basit ve insanî ananeler” dediÄŸi geleneklere baÄŸlı Sinekli Bakkal mahallesindeki cemaat yaÅŸamına hayran olması, Müslümanlık’ı kabul ederek Rabia ile evlenmesi ve mahalleye yerleÅŸmesi, daha çok DoÄŸu deÄŸerlerinin üstünlüğüne iÅŸaret sayılmaktadır. Ne var ki yazar, Rabia ile Peregrini’nin seviÅŸip evlenmelerine inandırıcı bir hava verememiÅŸtir. Farkedilir ki, olaylar yazarın kafasındaki bir görüşü dile getirmek için tertiplenmekte ve DoÄŸulu kadın ile Batılı erkek yazarın tezi gereÄŸi seviÅŸtirilip evlendirilmektedirler. Birinci kısımda olay örgüsünün doÄŸal geliÅŸimi, farklı dünya görüşlerine sahip kiÅŸiler arasındaki çatışmadan doÄŸan gerilim ve dramatik sahneler, ikinci kısımda yerlerini, zorlama izlenimi veren bir iliÅŸkiye ve saray çevresinin tanıtılmasına bırakınca romanın sanatsal düzeyi düşer.

1943′te CHP Ödülü’nü alan Sinekli Bakkal Türkiye’de en çok baskı yapan roman olmuÅŸtur. Sinekli Bakkal’ı izleyen romanların ise yazarın ününe katkıda bulunacak nitelikte oldukları söylenemez.

Adıvar çeÅŸitli alanlarda etkinlik göstermiÅŸ, siyasal ve toplumsal konularda da hem Türkçe, hem İngilizce kitaplar yazmış, İngilizce’den Türkçe’ye çeviriler yapmıştır. Zamanının dış ülkelerde en çok tanınan Türk yazarı olmuÅŸtur. Yapıtlarından kimileri İngiliz, Fransız, Alman, Rus, Macar, Fin, Urdu, Sırp, Portekiz dillerine çevrilmiÅŸtir.

YAPITLAR: Roman: Heyula, 1909; Raik’in Annesi, 1909; Seviye Talip, 1910; Handan, 1912; Yeni Turan, 1912; Son Eseri, 1913; Mev’ud Hüküm, 1918; AteÅŸten Gömlek, 1923; Vurun Kahpeye, 1923; Kalb AÄŸrısı, 1924; Zeyno’nun OÄŸlu, 1928; Sinekli Bakkal, 1936; Yolpalas Cinayeti, 1937; Tatarcık, 1939; Sonsuz Panayır, 1946; Döner Ayna, 1954; Akile Hanım Sokağı, 1958; Kerim Ustanın OÄŸlu, 1958; Sevda Sokağı Komedyası, 1959; Çaresaz, 1961; Hayat Parçaları, 1963; Öykü: Harap Mabetler, 1911; DaÄŸa Çıkan Kurt, 1922; Kubbede Kalan HoÅŸ Seda, (ö.s) 1974; Oyun: Kenan Çobanları, 1916; Maske ve Ruh, 1945; Anı: Türkün AteÅŸle İmtihanı, 1962; Mor Salkımlı Ev, 1963; DiÄŸer Yapıtlar: Talim ve Terbiye, 1911; Turkey Faces West, 1930; Conflict of East and West in Turkey, 1935; Inside India, 1937; Türkiye’de Åžark-Garp ve Amerikan Tesisleri, 1955; İngiliz Edebiyat Tarihi, 3 cilt, 1940-1949; Doktor Abdülhak Adnan Adıvar, 1956.

Yakup Kadri KaraosmanoÄŸlu (1889-1974) Pazartesi, Apr 2 2007 

http://www.kimkimdir.gen.tr/foto/384.jpg

Türk, romancı ve yazar. Romanlarında Türk toplumunun Tanzimat’tan bu yana çeÅŸitli dönemlerdeki toplumsal gerçekliÄŸini sergilemiÅŸtir.

27 Mart 1889′da Kahire’de doÄŸdu. 13 Aralık 1974′te Ankara’da öldü. İlköğrenimine ailesiyle birlikte gittiÄŸi Manisa’da baÅŸladı. 1903′te İzmir İdadisi’ne girdi. Babasının ölümünden sonra annesiyle yine Mısır’a döndü, öğrenimini İskenderiye’deki bir Fransız okulunda tamamladı. 1908′de baÅŸladığı İstanbul Hukuk Mektebi’ni bitirmedi. 1909′da arkadaşı Åžehabettin Süleyman aracılığıyla Fecr-i Âti topluluÄŸuna katıldı. 1916′da tedavi olmak için gittiÄŸi İsviçre’de üç yıl kadar kaldı. Mütareke yıllarında İkdam gazetesindeki yazılarıyla KurtuluÅŸ Savaşı’nı destekledi. 1921′de Ankara’ya çaÄŸrıldı ve bazı görevler verildi. 1923′te Mardin, 1931′de Manisa milletvekili oldu. Bir yandan da gazeteciliÄŸini ve roman yazarlığını sürdürdü. 1932′de Vedat Nedim Tör, Åževket Süreyya Aydemir, Burhan Asaf Belge ve İsmail Hüsrev Tökin ile birlikte Kadro dergisinin kurucuları arasında yer aldı. SavunduÄŸu bazı görüşler aşırı bulunduÄŸu için Kadro dergisinin 1934′te yayımına son vermek zorunda kalmasından sonra Tiran elçiliÄŸine atandı. Daha sonra 1935′te Prag, 1939′da La Haye, 1942′de Bern, 1949′da Tahran ve 1951′de yine Bern elçiliklerine getirildi. 27 Mayıs 1960′tan sonra Kurucu Meclis üyeliÄŸine seçildi. Siyasal yaÅŸamının son görevi 1961-1965 arasındaki Manisa milletvekilliÄŸi oldu.

http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/812.jpg

KaraosmanoÄŸlu yazarlığa Ümit, Servet-i Fünun, Resimli Kitap gibi dergilerde baÅŸladı. Fecr-i Âticiler’in “sanat ÅŸahsî ve muhteremdir” görüşünü paylaÅŸtığı ve “sanat için sanat” yaptığı bu ilk döneminde Nirvana adlı bir oyun, makaleler, denemeler, düzyazı ÅŸiirler ve öyküler yazdı. Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı sırasında ülkenin durumu, sanat anlayışını deÄŸiÅŸtirmesine yol açtı. Türk toplumunun çeÅŸitli dönemlerdeki gerçekliÄŸini sergilemek istediÄŸi için bir ikisi dışında yapıtlarında belli tarihsel dönemleri ele aldı. Kiralık Konak I. Dünya Savaşı öncesinin, Hüküm Gecesi II. MeÅŸrutiyet’in, Sodom ve Gomore Mütareke döneminin, Yaban KurtuluÅŸ Savaşı yıllarının, Ankara Cumhuriyet’in ilk on yılının, Bir Sürgün II. Abdülhamid döneminin iÅŸlendiÄŸi romanlardır. Panorama 1923-1952 yıllarını kapsar. KaraosmanoÄŸlu 1920′lerden sonra iyimser bir devrimci görünümündeyken, sonra umutlarını yitirerek romancılığını devrimci yönde kullanmaktan vazgeçmiÅŸtir. 1955′ten sonra da anı kitaplarından baÅŸka bir ÅŸey yazmamıştır. Romanları arasında en önemli ve ünlüleri Nur Baba, Kiralık Konak ve Yaban’dır.

Nur Baba, KaraosmanoÄŸlu’nun ilk romanıdır. 1922′de kitap olarak çıkmadan önce gazetede yayımlanmıştır. Ama yazılışı ondan sekiz dokuz yıl öncesine gider. O yıllar KaraosmanoÄŸlu’nun Eski Yunan ve Latin edebiyatıyla ilgilendiÄŸi ve Çamlıca’daki bir BektaÅŸi tekkesine devam ettiÄŸi dönemdir. Nur Baba’yı Euripides’in Bakkhalar’ından esinlenerek ve tekkedeki gözlemlerine dayanarak yazmıştır. Roman, tekkenin ÅŸeyhiyle, evli bir kadın arasındaki tutkulu bir aÅŸkın öyküsünü anlatır. İçki, müzik ve seviÅŸmeyle sabahlara deÄŸin süren ayinler, BektaÅŸi töreleri ve tekke yaÅŸamı kitapta büyük yer tutar. Bu ayinlerle Bakkhalar’in ayinleri arasında benzerlik bulan KaraosmanoÄŸlu, romanın kadın kahramanı Nigâr’da cinsel aÅŸktan mistik bir aÅŸka geçiÅŸi göstermek istemiÅŸtir. Ancak okur için romanın ilginç yönü BektaÅŸilik’e iliÅŸkin bilgiler olmuÅŸ ve bu yönü, yapıtın çok satılmasını saÄŸladığı gibi KaraosmanoÄŸlu’nun ününü de yaygınlaÅŸtırmıştır. Ancak KaraosmanoÄŸlu BektaÅŸilik’in sırlarını açıklamak ve üstelik BektaÅŸilik’i küçük düşürmekle suçlandığı için romanın ilk ve ikinci baskılarına yazdığı “izah”larla bu suçlamalara karşı kendini savunmak gereÄŸini duymuÅŸtur.

Bireyci sanattan vazgeçtikten sonra yazdığı ilk roman olan Kiralık Konak’ta KaraosmanoÄŸlu, II. MeÅŸrutiyet yıllarında BatılılaÅŸma hareketinin yol açtığı deÄŸer kargaÅŸasını, geleneklerden ve eski yaÅŸam biçiminden ayrılışı ve kuÅŸaklar arasındaki kopukluÄŸu sergiler. Romanda yazar adına konuÅŸan Hakkı Celis, baÅŸlangıçta yurt sorunlarına karşı ilgisiz, âşık, içli bir ÅŸairken, sonradan bilinçlenerek deÄŸiÅŸir, bireyin deÄŸil, toplumun önemli olduÄŸunu anlar ve “milli ideal” denen bir sevdaya tutulur. Bu ideal geleceÄŸin Türkiye’si ve ulusudur. KaraosmanoÄŸlu romanın öbür kiÅŸilerini ve dolayısıyla toplumu, bu yeni bilince ulaÅŸmış Hakkı Celis’in gözleriyle deÄŸerlendirir ve yargılar. Ona göre geleceÄŸin Türkiye’sinde ne geçmiÅŸin Osmanlı’sının, ne Batı hayranlarının, ne de yurt sorunlarından habersiz, yalnızca sanata tapan bireyci aydınların yeri vardır. Romanın baÅŸ kiÅŸileri gerçi belli tiplere örnek olarak sunulmuÅŸlardır, ama KaraosmanoÄŸlu bunları çok yönlü bireyler olarak yaÅŸatmayı amaçlar.

1942′de CHP Roman ArmaÄŸanı’nda ikinciliÄŸi kazanmış olan Yaban, KaraosmanoÄŸlu’nun en baÅŸarılı romanı sayılır. Anadolu köylüsünün gerçeklerini dile getirdiÄŸi ve Türk aydını ile köylüsü arasındaki uçurumu gözler önüne serdiÄŸi için övülmüştür. Ancak bazı eleÅŸtirmenler de KaraosmanoÄŸlu’nu, köylüye tepeden bakmak ve onu hor görmekle suçlamışlardır. Kiralık Konak ile Sodom ve Gomore’de Osmanlı düşüncesini sürdürenlerle Batı hayranı alafranga sınıfın toplumdaki çürüyen organlar olarak nitelenmeleri gibi, Yaban’da da gerici Anadolu köylüsü yoz bir sınıf olarak sunulur. Yeni ulusu yaratmak görevi de vatanı kurtaracak olan aydınlara düşmektedir. Yaban hem Anadolu’yu ve köylüyü konu edinen ilk önemli roman olmasıyla hem de çirkin bir gerçekliÄŸi ÅŸiirsel bir üslupla dile getirmedeki baÅŸarısıyla Türk roman tarihinde saygın bir yere sahiptir.

Karaosmanoğlu toplumsal sorunlara belli bir siyasal açıdan eğilmiş bir romancı olmakla birlikte, bu sorunlara yaklaşımını elden geldiğince sanatsal bir düzeyde tutmaya çalışmıştır. Ona karşı yapılan eleştiriler daha çok romanlarının içeriğine ve bazen de diline yönelik olmuştur. Ruhsal çözümlemede, karakter yaratmada ve ele aldığı dönemin toplumsal gerçekliğini yansıtmadaki başarısı övgüyle karşılanmıştır.

YAPITLAR (başlıca): Roman: Kiralık Konak, 1922; Nur Baba, 1922; Hüküm Gecesi, 1927; Sodom ve Gomore, 1928; Yaban, 1932; Ankara, 1934; Bir Sürgün, 1937; Panaroma, 2 cilt, 1953-1954; Hep O Şarkı, 1956. Öykü: Bir Serencam, 1913; Rahmet, 1923; Milli Savaş Hikâyeleri, 1947. Anı: Zoraki Diplomat, 1955; Anamın Kitabı, 1957; Vatan Yolunda, 1958; Politikada 45 Yıl, 1968; Gençlik ve Edebiyat Hatıraları, 1969. Çeşitli: Bütün Eserleri (bibliyografya içerir), ilk 15 cilt, (ö.s.), A.Öskırımlı (yay.), 1977-1984

Fehmi Koru Cumartesi, Mar 31 2007 

http://www.medyaline.com/resimupload/files/fehmi_koru.JPG

Gazeteci-Yazar. Uzun yıllar Zaman Gazetesi’nde Ankara temsilciliÄŸi ve köşe yazarlığı yaptıktan sonra son iki yıldır bu görevi Yeni Åžafak Gazetesi’nde sürdürüyor.ABD Harward Üniversitesi mezunu.Dış literatüre vakıf olmasının yanında, biliÅŸim teknolojisine yakınlığı ile biliniyor. Taha Kıvanç takma adıyla kulis yazıları yazıyor.

Çok bilinen sır: Fehmi Koru
Cemal A. Kalyoncu
Aksiyon 11 Mart 2000

“Ben çok iddialı olduÄŸum konularda yanıldığımı zannetmiyorum; ama iddiasız olduÄŸumda da zaten iddiasız olduÄŸumu, yazdıklarımın ihtiyatla karşılanması gerektiÄŸini mutlaka belirtirim… Mizacen fazla kavgacı birisi deÄŸilim. Zorda kalmasam, ihtiyaç olduÄŸunu düşünmesem hiç bir zaman baÅŸkası ile kalem kavgasına girmem… Hikmet Çetinkaya ile karşı karşıya geliÅŸim Türk basını açısından büyük bir talihsizliktir.”
Arşiv gazeteciliğin en temel özelliğidir. Bu ille yazılı olmak zorunda değildir, hafızalarda yer eden küçük ayrıntılar da birer arşiv bilgisidir gazeteci için.

 Emin ÇölaÅŸan, 26 Kasım 1996′da gazetesi Hürriyet’in kendisine sansür uyguladığının ispatlanması halinde hemen o gün bu mesleÄŸi bırakacağını yazar: “…EÄŸer gazetemin benim yazılarımdan, cümlelerimden ve hatta sözcüklerimden birine sansür uyguladığını kanıtlarsa, kanıtlamanın da ötesinde bir tek belirtisini gösterirse, ben bu mesleÄŸi o gün bırakırım.”

 Ã–nceki gün baktım Emin ÇölaÅŸan hala Hürriyet’teki yazılarına devam ediyordu. ÇölaÅŸan’ın o yazısının devamı da var. Sürükleyici bir yazı olduÄŸu için, kopamadım: “Çünkü onurlu ve ÅŸerefli bir gazeteci, yazısındaki her sözcüğün sahibidir. Bir tek satırına sansür uygulanması bile, onun derhal istifa etmesini gerektirir. (…) EÄŸer basında yazılarının sansür edilmesini kabul edip içine sindiren ‘köşe yazarları’ varsa (!) onlar zaten haysiyetsizdir.”

Aradan dört yıl geçer. ÇölaÅŸan’ın yazısı gazetesi Hürriyet tarafından sansür edilir. ÇölaÅŸan internetin azizliÄŸine uÄŸrayacaktır. İnternetteki yazı ile Hürriyet’teki yazı birbirini tutmamaktadır. Ama sansür hiç kimse tarafından farkedilmez. Bir kiÅŸi hariç: Taha Kıvanç.

doÄŸrusunu söylemek gerekirse sansür bütün gazetelerde vardır ve her gazetecinin başına her an gelebilen birÅŸeydir. Ama ÇölaÅŸan’a uygulanan sansürü farklı kılan, onun dört yıl önce yazdığı yukarıdaki satırlardır. Taha Kıvanç, Emin ÇölaÅŸan’a, uygulanan sansür olayını belleÄŸi ve arÅŸivi sayesinde ‘yakalayıp’ gözler önüne sermiÅŸtir.

 Taha Kıvanç için basındaki en iyi hafiyelerden birisidir demek de yerinde bir tespittir sanırım. Onu baÅŸarılı bir hafiye-gazeteci kılan özelliklerin başında onun çok okuyan, en küçük ayrıntıları dahi gözden kaçırmamaya çalışan, sürekli gözlemleyen ve daha önemlisi bilgisayar teknolojisinin çok iyi bir kullanıcısı olması gelmektedir. Türk basınında bilgisayarı ilk kullanan gazetecilerden biri belki de ilki olmasının ona verdiÄŸi desteÄŸi, çok iÅŸine yarayan arÅŸivleme ve bilgiye kolay ulaÅŸma aÅŸamasında olmaktadır. Hafızasının kuvvetli olması da Kıvanç’ın iÅŸinde bu kadar baÅŸarılı olmasının sebeplerinden bir tanesidir. Bütün bunlar ortaya bir hafiye gazeteci portresi çıkarır.

 Baba oÄŸul gazeteci!!

Bunların sonucunda Türk basınının en çok taklidi yapılmayı hak eden yazarıdır da Kıvanç. Babası ve kardeÅŸi olduÄŸunu iddia eden Reha Baha Kıvanç isimleri ile birebir taklit edilir. Taha Kıvanç’ın bu kadar kıskanılmasının sebebi Türk basınına getirdiÄŸi ve ‘kulis’ adını verdiÄŸi tarzdır esasında: “Kulis Türk basınında daha önce bilinen bir yazı türü deÄŸildi. Ben yabancı basını yakından izlediÄŸim için Anglosakson basınında var olan bir yazı tarzını taşımak istedim Türk basınına.” Peki ne vardı Kulis’te? “Burada çatık kaÅŸlı olmayan yumuÅŸak bir yaklaşımla, bilgi kırıntıları, haber kırıntıları, okunan kitaplarda karşılaşılan önemli, ama kimsenin o ana kadar farketmediÄŸi ayrıntılar, seyredilen bir film, katılınan panel… Bütün bunları, yani hayatın içinden oluÅŸumları bir sütuna taşıma iÅŸini ben baÅŸlattım. Bu alışılmış bir ÅŸey deÄŸil, aslında kolay taklit edilir bir ÅŸey de deÄŸil.” Taha Kıvanç haklıdır. Bu kadar geniÅŸ alanda kulis yazmak tek kiÅŸinin harcı deÄŸildir. O yüzden baÅŸka gazetelerde ona öykünerek baÅŸlatılan uygulamalarda, ekonomik, siyasi, kültür kulisleri yazılır, ama herbirini ayrı ayrı kiÅŸiler yazar. Taha Kıvanç iÅŸte bunu getirir Türk basınına, her ÅŸeyden yazan bir kulis yazarıdır o. Bu yüzden midir bilinmez, biraz komploculuk da vardır onda. Komplocudur; ama bu komplocu yanı ihtiyatı elden bırakmasına neden deÄŸildir: “Ben çok iddialı olduÄŸum konularda yanıldığımı zannetmiyorum; ama iddiasız olduÄŸumda da zaten iddiasız olduÄŸumu, yazdıklarımın ihtiyatla karşılanması gerektiÄŸini mutlaka belirtirim.”

 Kavgayı sevmez ama…

Taha Kıvanç’ın bir özelliÄŸi daha vardır. Kıvanç’ın kalem kavgaları oldukça meÅŸhurdur. Onunla kavga etmemiÅŸ gazeteci sayısı çok deÄŸildir: “Ben aslında mizacen fazla kavgacı birisi deÄŸilim. Zorda kalmasam, ihtiyaç olduÄŸunu düşünmesem hiç bir zaman baÅŸkası ile kalem kavgasına girmem. Zaten Türkiye’de kalem kavgalarının tadı da kalmadı.” Kıvanç, Can Ataklı, Bekir CoÅŸkun, Serdar Turgut ve daha birçok isimle kalem kavgası yapar. Kavga ettiÄŸi iki kiÅŸi daha vardır ki… “Hikmet Çetinkaya ile karşı karşıya geliÅŸim Türk basını açısından büyük bir talihsizliktir.” Kalem kavgasına giriÅŸtiÄŸi diÄŸer bir isim ise Emin ÇölaÅŸan’dır. 1990′lara kadar iyi arkadaÅŸ olan ikilinin arası, ÇölaÅŸan’ın ‘kendisi gibi düşünmeyenleri karalamaya baÅŸlaması’ ile bozulur.

 Taha Kıvanç aslında gerçek bir isim deÄŸildir. GerçeÄŸi Bülent Åžirin’dir. O zamanki sahibi Alaaddin Kaya’nın teklifi üzerine, çıkmaya baÅŸladığı Kasım 1986′da başına geçip daha sonra onüç yılını geçireceÄŸi Zaman gazetesinde Kulis’i baÅŸlatan Bülent Åžirin’dir. Åžirin kısa zamanda tanınır ve ilgiyle okunur. Ancak, bir süre sonra deÅŸifre olduÄŸu için Åžirin kimlik deÄŸiÅŸtirmek zorunda kalır: “Åžirin benim kızımın adı, Bülent de sevdiÄŸim bir isim. Bülent Åžirin imzalı kulislerin benim tarafımdan yazıldığı çok yaygın bir bilgi haline gelince ben de yazıları kestim.” Aradan bir süre geçtikten sonra o alandaki ihtiyaç sürdüğü için isim deÄŸiÅŸtirilerek yazılara devam edilir. Taha Kıvanç böyle çıkar ortaya: “Taha benim oÄŸlumun adıdır.” Aslında Bülent Åžirin de gerçek deÄŸildir. Bu isimlerin baÅŸ kahramanı anne ve baba tarafı da Yugoslavya Prizrenli esnaf bir ailenin çocuÄŸu, gazeteci Fehmi Koru’dur. Kendisine göre Taha Kıvanç’ın Fehmi Koru olduÄŸunun anlaşılması ile Türkiye’nin en çok bilinen sırrı deÅŸifre edilmiÅŸ olur.

 Aile, Prizren’den gelme

Prizrenli Hüsnü Bey, çocuklarıyla beraber Türkiye’nin daha doÄŸrusu İzmir’in yolunu tutar, kolonyacılık yapar. Daha sonra çocuklar da baba mesleÄŸi olan kolonyacılığı devam ettirirler. Muzaffer Bey (Fehmi Koru’nun babası) de kardeÅŸleriyle beraber bu iÅŸle meÅŸgul olur. DiÄŸer taraftan bir baÅŸka Prizren’li, Durak Efendi (Ütin) de, Yugoslavya’daki hayat ÅŸartlarının elveriÅŸsiz olması sebebiyle Türkiye’ye gelir: “Babam Türkiye’de doÄŸdu, annem ise orada doÄŸup buraya geliyor. Ama her ikisinin aileleri de Prizrenli.” Ütin ailesi burada daha iyi ÅŸartlarda yeni bir düzen kurarlar kendilerine. Kısmet bu ya, Hüsnü Bey’in oÄŸlu Muzaffer ile Durak Bey’in kızı Ganimet Hanım tanışıp evlenirler. Çiftin adını Fehmi koyacakları bir çocukları gelir dünyaya 1950′de; onu da sonraki yıllarda Vecdi ve Naci takip eder .

 Okul çağı geldiÄŸinde ailesi onu Kemal Reis İlkokulu’na kaydeder önce. Koru iyi bir öğrencidir: “BirÅŸey olacağım belli idi ama ne olacağımı ilkokulda düşünmemiÅŸtim.” Sonrasında İzmir İmam Hatip Lisesi’nde devam edecektir tahsil hayatı. Burada Zaman’ın eski Genel Yayın Yönetmeni Abdullah Aymaz’la olan beraberliÄŸi İzmir Yüksek İslam Enstitüsü’nde de devam edecektir. Koru, faal bir üniversite dönemi geçirir. Üniversiteyi bitirdiÄŸi 1972′nin sonlarında İstanbul’a gelen Koru Fatih Gençlik Vakfı’nın kuruluÅŸunda çalıştıktan sonra sanayi alanıyla iÅŸtigal eden özel bir ÅŸirkette çalışma hayatını sürdürür. 1975′te ise, 28 Åžubat sürecinin de etkisiyle akreditasyon listelerinden çıkaracakları Fehmi Koru’ya askerler ocaklarının kapılarını açarlar.

 Tuzla Piyade Okulu’nda askerliÄŸini kısa dönem olarak yapar. Dönüşte yine kitap kokan iÅŸler yapmaya devam eder. Akyay-Kaynak Yayınları’nı arkadaÅŸlarıyla kurarak aralarında Necip Fazıl’ın kendi sesiyle okuduÄŸu ÅŸiirlerinden oluÅŸan bir plağın da bulunduÄŸu eserler yayınlar. 1977-78 yıllarında dil öğrenmek için gideceÄŸi İngiltere ise daha sonraki hayatında faydalarını göreceÄŸi bir pencere açacaktır Koru’ya. Dil öğrenmesini ona, Turgut Özal söylemiÅŸtir. Koru, Özal’la, 1977 seçimlerinde siyasete ilk giriÅŸ denemesini yapacağı sırada tanışmıştır. Daha sonraları, gazetecilik okumak üzere bir kez daha gideceÄŸi İngiltere’den dönünce, bu sefer Arapça öğrenmek için 7-8 ay kalmak üzere Suriye’ye gider. Suriye’deki dönemi ise “onun İslam dünyası ile ilgili fikriyatının oluÅŸacağı” dönem olacaktır. İngiltere’de ve daha sonraki yıllarda gideceÄŸi Amerika’da Batı toplumlarını yakından tanıma imkanı bulur Fehmi Bey.

Amerika’ya gidiÅŸi ise Ege Üniversitesi’nde kimya doktoru olan eÅŸi Nebahat (Karagülle- Nebahat Hanım başörtüsü yüzünden üniversiteden ilk atılan öğretim üyesidir) Hanım’a MIT (Massachusetts Institute of Technology)’den araÅŸtırmalar yapmak üzere bir davet gelmesi ile gerçekleÅŸecektir. EÅŸiyle beraber gideceÄŸi Amerika’da, o da aynı üniversitenin Uluslararası AraÅŸtırmalar Merkezi’nde araÅŸtırmacı olarak çalışacaktır. Koru, bir imkansızı baÅŸarır burada. Amerika’nın en önemli üniversitelerinden Harvard’a, üçyüz kiÅŸinin arasından kazanan 4 kiÅŸiden biri olarak girer. Sonrasında 1982′de Türkiye’ye döndüğünde 9 Eylül Üniversitesi’ne Arapça okutmanı olarak girecekken, 12 Eylül sürecinin bir yansıması olarak, hakkında hazırlanan rapor yüzünden bu atama gerçekleÅŸmez. Bu dönemde Arabia ve Crescent adlı dergilerde yazmaya baÅŸlar.

 Fehmi Bey, bu kadar çeÅŸitli yerlerde yazılar yazmıştır; ama bu gün ona sorarsanız yazmak yerine o okumayı tercih edecektir: “Okumaktan çok hoÅŸlanan bir insanım. Yazmak mı okumak mı deseler ve bana bıraksalar okumayı tercih ederim.” Milli Gazete’nin ardından Ekrem Pakdemirli’nin onu, başında bulunduÄŸu HDTM’ye basın müşaviri yapması ile gazete ve yazı iÅŸinden bir müddet uzak kalır. Buradan, başında Yusuf Özal’ın bulunduÄŸu DPT’nin İslam Ülkeleri Ekonomik İşbirliÄŸi Bölümü’ne (İSEB) “O konular zaten benim konularımdı.” diye düşündüğü için geçer ve burada çalışmaya baÅŸlar. Onu buraya talep eden, bir uçak yolculuÄŸu sırasında tanıdığı, ÅŸimdi Viyana büyükelçisi olan YaÅŸar Yakış’tır. Yakış, o dönemde İSEB’in başındaki kiÅŸidir. Koru, devlette kısa süren bu vazifesinden 1986 AÄŸustos’unda ayrılır. Ayrılmasına vesile olan, o yılın kasım ayında yayın hayatına baÅŸlayacak Zaman gazetesidir. Koru, Zaman’da çok uzun yıllar (13 yıl) kalacaktır: “Bizim kesim her gazete ve dergide yazdığım için ismimi biliyordu. Ama Türkiye genelinde ismimin duyulması Zaman Gazetesi ile oldu.” Onu diÄŸer gazetelerden gelen teklif (AkÅŸam) bile Zaman’dan ayıramaz. 1998′in Eylül ayında ise ayrılık zamanı geldiÄŸinden olacak, yazıları birden kesiliverir: “Gazetelerde ben ÅŸahsen her zaman özgür bir ortamda çalıştım. Zaman gazetesi de bu yönden en geniÅŸ özgürlüğü saÄŸlayan bir gazete idi ben çalışırken.” Koru, istenmediÄŸi hissine kapılınca Zaman macerası sona erer.

 1980′de evlendiÄŸi Elektrik Yüksek Mühendisi Süleyman Karagülle’nin kızı Nebahat Hanım’la evliliÄŸinden beÅŸ çocuÄŸu (sırayla Mehmet Yasin, Zeynep AlemÅŸah, Fatma Åžirin, Ahmet Taha, Ömer Faruk) olan Fehmi Koru’nun, kendisine çevre saÄŸlayan önemli dönüm noktalarından biri de kayınpederinin kurduÄŸu Akevler Kooperatifi’dir.

Bugünlerde ‘One Column Ahead’ (Türkçesi Bir Sütun İleri) adlı bir İngilizce kitabı çıkacak olan Koru, yazdıkları İngilizce kitaplaÅŸan ilk Türk gazetecisi de olacaktır. Unutmadan ekleyeyim; çok iyi bir Türk sanat müziÄŸi ve halk müziÄŸi repertuvarı olan Koru’nun sesi de fena deÄŸildir.

 


 

 

 

Bülent Eczacıbaşı Cumartesi, Mar 31 2007 

http://www.eczacibasi.com.tr/images/channels/beSMALL.jpg

 

Bülent Eczacıbaşı 1949’da İstanbul’da doÄŸdu. İstanbul Alman Lisesi’ni bitirdikten sonra yüksek öğrenimini Londra Üniversitesi’nde sürdüren Eczacıbaşı, ABD’de Massachusetts Institute of Technology’den kimya mühendisliÄŸi dalında master derecesi aldı.

Çalışma yaÅŸamına Eczacıbaşı Holding’de 1974’de baÅŸlayan Bülent Eczacıbaşı, Eczacıbaşı TopluluÄŸu kuruluÅŸlarında çeÅŸitli yönetim görevlerinde bulundu. 1991-93 yıllarında TÜSİAD (Türk Sanayicileri ve İşadamları DerneÄŸi) yönetim kurulu baÅŸkanlığını, 1997-2001 yıllarında Yüksek İstiÅŸare Konseyi baÅŸkanlığını, 1993-97 yıllarında ise TESEV (Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı) kurucu yönetim kurulu baÅŸkanlığını yaptı ve 2003 ‘de TÜSİAD Onursal BaÅŸkanı seçildi. Halen Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu BaÅŸkanı olan Bülent Eczacıbaşı, İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası Yönetim Kurulu baÅŸkanlığını yürütmektedir.

Ahmet Nazif Zorlu Cumartesi, Mar 31 2007 

http://www.alto.org.tr/images/interview/ahmet-nazif-zorlu.jpg

 

Ünlü iÅŸ adamı Ahmet Nazif Zorlu, 1946‘da Denizli BabadaÄŸ‘da doÄŸdu.

15 yaşında Trabzon‘a yerleÅŸerek ticaret yaÅŸamına atıldı. Denizli’de ailesinin ürettiÄŸi çarÅŸafları satarak baÅŸladığı ticareti, Bursa‘da aÄŸabeyiyle kurduÄŸu tekstil fabrikası izledi. Buradaki ev tekstili ürünleriyle ihracata girdi.

 

http://www.zorlu.com/INDEXMEDIA/PRESS/zorlu3.jpg

Çorlu’daki fabrikasıyla dünyanın “Tül perde devi” oldu. 2004‘te Fransa‘da perde üreten Concord firmasını da bünyesine kattı. 1990‘dan sonra sıkıntıya giren Vestel‘i alarak elektronik alanına girdi. Güney Afrika,A.B.D.’de de yatırım yapan Zorlu, Forbes Dergisi‘nin 2006 “Milyarderler Listesi“nde 1 milyar dolarlık servetiyle 620. sırada yer aldı. Ahmet Nazif Zorlu, evli ve 2 çocuk babası.

Aydın DoÄŸan Cumartesi, Mar 31 2007 

http://www.hurriyetkurumsal.com/images/a_dogan_big.jpg

 

1936 yılında Kelkit‘te doÄŸdu. İlk ve orta öğrenimini Kelkit‘te, lise öğrenimini Erzincan‘da tamamladı.

1956 ve 1960 yılında İstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret Mektebi‘nde okudu. Öncü kiÅŸiliÄŸi sayesinde öğrencilik yıllarında “Talebe Cemiyeti” baÅŸkanlığı yaptı. Daha henüz okurken yani, 1958′de babasından ayrı olarak firma kurdu. Mecidiyeköy Vergi Dairesine kayıt yaptırarak, nakliyecilik, müteahhitlik, otomobil, ticari araç, iÅŸ ve inÅŸaat makinaları ile ilgili iÅŸler yapmaya baÅŸladı. 1961 yılında ilk ÅŸahsi ÅŸirketini kurdu. 1970 yılına kadar zahirecilik ve ecza depoculuÄŸu gibi iÅŸlerle de uÄŸraÅŸtı.

1974′de ilk sanayi ÅŸirketini kurdu. Bu yıldan sonra İstanbul Ticaret Odası Meclis ve Yönetim Kurulu ÜyeliÄŸi, onu takip eden yıllarda da Türkiye Odalar ve Borsalar BirliÄŸi Yönetim Kurulu ÜyeliÄŸi yaptı.

1979 yılında Milliyet Gazetesi‘ni devir alarak yayıncılığa girdi. O yıllarda en yeni yayıncı iken bugün ulusal gazete sahiplerinin en kıdemlisi oldu. 1986 - 1996 yılları arasında Türkiye Gazete Sahipleri Sendikası BaÅŸkanlığı‘nı da üstlendi. 1998 yılında Tokyo’da yapılan Dünya Yayıncılık BirliÄŸi (WAN) toplantısında ülkemizden, seçimle ilk kez Yönetim Kurulu ÜyeliÄŸi’ne seçildi. 1999 yılında T.C. Devlet Üstün Hizmet madalyası ile ödüllendirildi.1999 yılında Girne Amerikan Üniversitesi‘nden ve 2000 yılında da Ege Üniversitesi‘nden fahri doktora ünvanı aldı.

DoÄŸan, 1977 yılından bu yana İstanbul Ticaret Odası vergi rekortmenleri arasındadır. 1996 yılında Aydın DoÄŸan Vakfını kurarak eÄŸitim ve kültüre hizmete baÅŸladı. Kendisinin ve aile fertlerinin ismini taşıyan 5 okul yaptırdı. 1958 yılında 3 kiÅŸi ile baÅŸladığı DoÄŸan Grubunu bu gün 15.000′i aÅŸkın çalışanıyla muazzam bir grup haline getirdi. DoÄŸan Grubu yayıncılıktan sanayiye, bankacılıktan turizme kadar 50 adet ÅŸirketten oluÅŸmaktadır. Aydın DoÄŸan evli, 4 çocuk sahibidir.

 

DoÄŸan Grubu
1950′lerde ana iÅŸi ticaret olan küçük bir ÅŸirketle baÅŸlayan DoÄŸan Grubu, hızla geliÅŸerek Türkiye’ nin en büyük ve mali açıdan en güçlü ÅŸirketler gruplarından biri haline gelmiÅŸtir. DoÄŸan Gurubu bünyesinde bugün iki büyük holding kuruluÅŸu yer almaktadır:

Doğan Şirketler Grubu Holding A.Ş. ve Doğan Yayın Holding A.Ş. Sırasıyla % 52.00 ve % 34.29 hisse paylarıyla Adil Bey Holding, kişisel ve kurumsal yatırımcılar Grubun en büyük hissedarlarıdır.

DoÄŸan Grubu, ana faaliyet alanları olan enerji dağıtım, finans ve medyanın dışında turizm, sanayi ve ticaret alanlarında da faaliyet göstermekte ve Türkiye’nin en geniÅŸ çaplı holdinglerinden birini oluÅŸturmaktadır. DoÄŸan Holding dışında hisseleri İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda (İMKB) iÅŸlem gören Grup ÅŸirketleri, DoÄŸan Yayın Holding, Dışbank, Ray Sigorta, Milpa, Çelik Halat, DitaÅŸ, Hürriyet, Milliyet, Petrol Ofisi ve DoÄŸan Burda Rizzoli ‘dir.

Türkiye’nin en büyük beÅŸ holding grubu arasında yer alan DoÄŸan Grubu, müşteri odaklılık, yenilikçi fikirler ve Türk ekonomisinin geliÅŸimine katkı saÄŸlamada kararlılık ilkelerini birleÅŸtiren uzun vadeli iÅŸ stratejileri uygulamadaki baÅŸarısıyla tanınmaktadır. DoÄŸan Grubu, deÄŸiÅŸim sürecini baÅŸarıyla yönetme ve müşterilerine geniÅŸ bir faaliyet ağı ile ulaÅŸan yenilikçi hizmetler yaratma geleneklerinin yanı sıra, saÄŸlam yönetim, dürüstlük ve yüksek etik standartlara baÄŸlılık ilkeleri ile çalışmaktadır. DoÄŸan Grubu, iyi kurumsal yönetiÅŸim ilkesinin uygulanması ve sergilenmesini önümüzdeki beÅŸ yıl için en önemli hedefi olarak belirlemiÅŸtir.

Doğan Grubu, kurucusu Aydın Doğan önderliğinde, hedef kitlenin yaşam biçimine uygun, zamanında ve yerinde hizmetler sunabilmek; Grup şirketleri ve uluslararası ortaklıklarla yaratılan sinerji aracılığıyla da hissedarlarına artı değer yaratmak için gerekli çalışmalarını sürdürmektedir.

Doğan Grubu, global iş anlayışı çerçevesinde, AOL - Time Warner grubundan CNN, the Bertelsmann Group, Burda GmbH, Rizzoli Corriera della Sera ve Egmont Yayıncılık gibi uluslararası şirketlerle ortaklıklar kurulmuştur.

Grup, Türkiye’nin içinde bulunduÄŸu sosyal ve ekonomik sınırlamaların bilinciyle geliÅŸtirdiÄŸi sosyal sorumluluk projelerini Aydın DoÄŸan Vakfı eliyle uygulamaya koymaktadır, bugüne kadar çeÅŸitli projelere 10 milyon Amerikan dolarını aÅŸan yatırımda bulunmuÅŸtur.

DoÄŸan Holding’in toplumsal sorumlukların bir yansıması olan Kelkit yöresinde yürütülmüş organik tarım projesi, Avrupa Komisyonu İşletmeler Genel Müdürlüğü tarafından, “Avrupa Çapında Kurumsal Sosyal Sorumluluk Bilincini Artırma Kampanyası” için düzenlenen yarışmada seçilen 10 projeden biri olmuÅŸtur.

DoÄŸan Grubu’nun 2003 yılı konsolide geliri 4,5 milyar Amerikan dolarınıı aÅŸmıştır. 2003 yılında Hazine’ye vergi ve benzeri fon, harç gibi kesintiler yoluyla saÄŸladığı katkı 507.7 milyon Amerikan dolarıdır. 2005 yılı başı itibarı ile 15.000′in üzerinde kiÅŸiye istihdam saÄŸlamaktadır.
15.03.2005

Adnan Menderes Cumartesi, Mar 31 2007 

Adnan Menderes = Türkiye Başbakanı

DoÄŸum             1899  Aydın, Osmanlı Devleti

Ölüm    17 Eylül 1961  / İmralı Adası, Türkiye

Görev süresi     22 Mayıs 1950 – 27 Mayıs 1960

Önce gelen       Åžemsettin Günaltay

Sonra gelen      Cemal Gürsel

Siyasi Parti       Cumhuriyet Halk Partisi  / Demokrat Parti

 

(tam adı: Ali ADNAN Ertekin MENDERES, 1899–1961), 1950–1960 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti baÅŸbakanlığı görevinde bulunmuÅŸtur.

1899′da, Aydınlı zengin bir çiftçinin oÄŸlu olarak doÄŸdu. Büyük babası Hacı Ali PaÅŸa Kırım Tatarlarından olup EskiÅŸehir çevresinden Tire taraflarına göç etmiÅŸtir. İbrahim Ethem Bey’le, Tevfikan Hanım’ın oÄŸludur.Kız kardeÅŸi Melike küçük yaÅŸta ölmüştür.İzmir’in ünlü ailelerinden,Yemişçi başı Berin Hanım’la evlenmiÅŸ, ondan Yüksel,Mutlu,Aydın olmak üzere üç oÄŸlu olmuÅŸtur. İlkokuldan sonra, Kızıl çullu Amerikan Koleji’nden mezun oldu. “1.Dünya Savaşı’nda yedek subay eÄŸitimi gördü. Fakat hastalandığı için cepheye gidemedi. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1935 yılında mezun oldu. KurtuluÅŸ Savaşı’nda savaÅŸtı İstiklal Madalyası aldı.


Aydın’da, 1930′da, kısa süreli “Serbest Cumhuriyet Fırkası”nın bir kolunu organize etti. Bu partinin kapatılmasından sonra Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) katıldı.(1931) 1945 yılında parti içi muhalefetten dolayı ihraç edildi.


7 Haziran 1946′da, Demokrat Parti’yi, yani Türkiye’deki ilk yasal muhalefet partisini kurdu. 1946 seçimlerinde Celal Bayar’dan sonra partideki ikinci önemli adam haline geldi.


14 Mayıs 1950 seçimlerinden sonra DP iktidara geldi, ve Menderes baÅŸbakan oldu. İlk çok partili seçim olan 21 Temmuz 1946 tarihindeki seçimlerin aksine, Menderes hükümeti “açık oy gizli tasnif” yöntemi ile deÄŸil, “gizli oy açık tasnif” ile seçilmiÅŸtir. 10 yıllık baÅŸbakanlık döneminde Türk iç ve dış politikasında büyük deÄŸiÅŸimler meydana geldi. Tarım makineleÅŸtirildi; ulaşım, enerji, eÄŸitim, saÄŸlık, sigorta ve bankacılık ilerledi. Türkiye, ilerleme konseptini öğrendi. Aynı zamanda, bu dönemde Türkiye, Kore Savaşı’na asker yolladı; böylece NATO’ya giriÅŸin temelleri atılmış oldu.


Son Menderes hükümeti(23. hükümet) Kıbrıs konusunda imzaladıkları ortaklık anlaÅŸmasına garantörlük maddesini yerleÅŸtirerek Türk ordusunun 1974 yılında iki aÅŸamada gerçekleÅŸtirdiÄŸi Kıbrıs Barış Harekatı’nın hukuki zeminini hazırlamış , önemli ve yaÅŸamsal bir uluslararası baÅŸarıya imza atmıştır.Türkiye, 1959 yılında hazırlanan ve 1960’da Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluÅŸuyla uluslararası geçerlilik kazanan Garanti AnlaÅŸması’ndan doÄŸan haklarını kullanarak sözkonusu müdahaleyi gerçekleÅŸtirmiÅŸtir.Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’ye garantörlük sıfatını veren ve Kıbrıs’ın bağımsızlığını tanıyan Garanti AnlaÅŸması’nın(Londra AnlaÅŸması,1959) 2. Maddesi şöyledir: “Yunanistan, Türkiye ve BirleÅŸik Krallık, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bu anlaÅŸmanın birinci maddesinde gösterilen yükümlülüklerini göz önüne alarak, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü, güvenliÄŸini ve aynı zamanda Anayasa’nın temel maddeleriyle kurulan düzenini tanırlar ve garanti ederler”


Yukarıdaki madde ile Garantörlük görevini üstlenen ülkelerin ise adada düzenin bozulması halinde adaya ortak veya tek baÅŸlarına müdahale edecebilecekleri 4. Maddenin son paragrafında belirtilmektedir. Sözkonusu madde şöyledir: “Ortak veya anlaÅŸarak hareket olası olmadığı takdirde garanti veren her üç devletten herbiri, bu anlaÅŸma ile kurulan düzeni tekrar kurmak amacı ile harekete geçmek hakkını saklı tutar.”[Derleyen : Fatma Demirel , www.abhaber.com] BaÅŸbakan Adnan Menderes antlaÅŸmayı , düşen uçağından saÄŸ kurtulması sonucu bakım ve tedavi için kaldırıldığı klinikte , Londra’da imzaladı. Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum cemaatleri de anlaÅŸmayı imzaladılar


 



 


Londra Anlaşması için Başabakan Adnan Menderes ve


refakatındakileri götüren THY’nın “Sev” uçağı


Londra Gatick havaalanı civarında düştü.


5 mürettebat ve 9 yolcu öldü. Kazada, Başbakan


Adnan Menderes hafif yaralarla kurtuldu - 1959


 


 


 


Menderes, geleneksel aile yaÅŸam tarzına daha toleranslıydı ve laiklik konusuna Atatürk ve partisinden daha “olumsuz” bakıyordu. İnönü döneminden o güne kadar Türkçe okunması mecburi olan ezanın istenilen dilde okunabilmesini serbest bıraktı, ancak bundan sonra ezan hep arapça okundu. Batı yanlısı olmakla beraber önceki baÅŸbakanlara göre Müslüman ülkelerle de yakın iliÅŸkiler kuruyordu. Menderes, daha liberalve dışa baÄŸlı bir ekonomi görüşüne sahipti; yani daha fazla özel giriÅŸime izin verdi. Ekonomik giriÅŸimleri toplumun fakir kesimini (kısa vadede) mutlu etti, ama ülkede aşırı ithalata sebep oldu. Menderes, en çok eleÅŸtiriyi, dışa bağımlılık politikaları yüzünden almıştır. Atatürk zamanında milli servet namına kurulan uçak motoru, traktör ve basma fabrikaları Menderes döneminde uygulanan yanlış politikalar yüzünden kapatılmıştır.


Menderes, toplumun entellektüel kesimi ve (Atatürk devrimlerinin tehlikede olduÄŸunu düşünmekte olan) askeri kesim arasında popülerliÄŸini giderek yitirmeye baÅŸladı. Bu geliÅŸmeler politik yaÅŸamının sonunu hazırlayan faktörler oldu. Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cemal Gürsel kendi kiÅŸisel vatanperver perspektiflerini bir gece once sohbet ettiÄŸi Milli Savunma Bakanı’na ve dolayısıyla hükümete sunduÄŸu icin erken emekliye sevkedilerek zorunlu izne gönderildi. Bu mektubunda, Adnan Menderes’e olan saygı ve desteÄŸini açık bir ÅŸekilde ‘CumhurbaÅŸkanlığına Sayın Adnan Menderes getirilmelidir. Bu muhterem zatı her ÅŸeye raÄŸmen milletin çoÄŸunluÄŸunun sevmekte olduÄŸuna kanim. Bu sevgiden istifade edilerek kırılanların gönülleri alınmalı ve millete yeniden güven telkin edilmelidir’ görüşleriyle ifade eden “Cemal AÄŸa”, Silahli Kuvvetlerin tüm kademelerine iletilen ve ordunun mutlaka siyasetten uzak kalmasini tavsiye eden ikinci bir veda mektubuna ragmen, 27 Mayıs 1960 gününde gerçekleÅŸtirilen, Gursel ile alakasi olmayan ve kendisinin ne planlayip nede katildigi, albay ve daha alt rutbelilerin yuruttugu askeri müdahalenin daveti üzerine kurdugu Milli Birlik Komitesi’nin BaÅŸkanlik görevini üstlendi ve devrim lideri olarak tanıtılarak kabul edildi. DP üyeleri çeÅŸitli suçlardan, askeri harekatin idarecilerinin istegi uzerine, Yassıada’da yargılandılar.


 




Prime Minister Adnan Menderes with people



Prime Minister Adnan Menderes at the airpor


 


 


 


 


 


 


 


Menderes’e isnad edilen suçlar arasında Üniversite yönetimine ve öğrencilerine fazla baskıcı politika uygulaması gibi konular vardı. Sonu baÅŸtan belli dava nihayetinde Anayasa’yı ihlal suçundan(146/1) Celal Bayar, Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu idama mahkum edildiler. Celal Bayar’ın cezası yaÅŸ haddi nedeniyle müebbed hapse çevrildi. Devlet Baskani Cemal Gursel ve Ismet Inonu’nun, diger dunya liderleri ile birlikte Menderes ve diger kabine uyelerinin idam cezalarinin affi dilekleri, albaylar ve alt düzeyli subaylardan kurulu komite tarafindan reddedildi. Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan 16 Eylül 1961, Adnan Menderes ise 17 Eylül 1961′de İmralı Adası’nda idam edildi. 7 Kasim 1964’de, Celal Bayar’in hapis cezasi Cumhurbaskani Cemal Gürsel’in affi ile kaldirildi. Adnan Menderes’in mezarı ölümünden 29 sene sonra İmralı’dan alınarak İstanbul’daki bir anıtmezara taşındı (17 Eylül 1990).


-Kore’ye asker gönderdi ve batı dünyasının yanında yer aldı.Bu davranışı NATO’ya girmemize zemin hazırladı ve SSCB karşısında bir güç elde ettik.


-Nato’ya üye oldu.


-1958’de Amerika’ya Türkiye’de askeri üs kurma izni verdi.


 


 


 


Daha sonraları, Aydın’da bir üniversiteye (Adnan Menderes Üniversitesi) ve İzmir’de uluslararası bir hava limanına (Adnan Menderes Hava Limanı) onun adı verilmiÅŸtir.


 


"http://www.medyaline.com/resimupload/files/menderesidam.jpg" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.


 


Adnan Menderes ile ilgili özlü sözler bulunur.


Son Mektubu == Adnan Menderes’in idam edilmeden önce yazdığı son mektubu; Sizlere dargın deÄŸilim. Sizin ve diÄŸer zevatın iplerinin hangi efendiler tarafından idare edildiÄŸini biliyorum. Onlara da dargın deÄŸilim. Kellemi onlara götürdüğünüzde deyiniz ki, Adnan Menderes hürriyet uÄŸruna koyduÄŸu başını 17 sene evvel almadığınız için sizlere müteÅŸekkirdir. İdam edilmek için ortada hiçbir sebep yok. Ölüme kadar metanetle gittiÄŸimi, silahların gölgesinde yaÅŸayan kahraman efendilerinize acaba söyleyebilecek misiniz? Åžunu da söyleyeyim ki, milletçe kazanılacak hürriyet mücadelesinde sizi ve efendinizi yine de 1950’de olduÄŸu gibi kurtarabilirdim. Dirimden korkmayacaktınız. Ama ÅŸimdi milletle el ele vererek Adnan Menderes’in ölüsü ebediyete kadar sizi takip edecek ve bir gün sizi silip süpürecektir. Ama buna raÄŸmen duam [bu kelimenin üzeri çizilip merhametim yapılmıştır] sizlerle beraberdir


 

Abdi İpekçi ( 1929)- (01.02.1979) Cumartesi, Mar 31 2007 

http://frazer.rice.edu/~erkan/blog/archives/abdiipekci.jpg

 

929 senesinde İstanbulda doÄŸdu. İlköğrenimini gördükten sonra Galatasaray Lisesini bitirdi. Sonra bir müddet Hukuk Fakültesine devam etti. Yeni Sabah, Yeni İstanbul ve İstanbul Ekspres gibi çeÅŸitli gazetelerde spor muhabiri, sayfa sekreteri ve yazı iÅŸleri müdürü olarak çalıştı. Ali Naci Karacan’ın çıkardığı Milliyet Gazetesinin yazı iÅŸleri müdürlüğünü yaptı. Bir müddet sonra da genel yayın müdürü oldu. 1961 senesinden 1 Åžubat 1979 tarihine kadar aynı gazetenin baÅŸyazarlığını da yürüten Abdi İpekçi, Türkiye Gazeteciler Sendikesi, Türkiye Basın Enstitüsü BaÅŸkanlığı, İstanbul Gazeteciler Cemiyeti ve Uluslararası Basın Enstitüsünün ikinci baÅŸkanlığı, Basın Åžeref Divanı genel sekreterliÄŸi gibi vazifelerde bulundu. 1 Åžubat 1979 gecesi İstanbuldaki evinin yakınlarında kimliÄŸi meçhul kiÅŸi ya da kiÅŸiler tarafından öldürüldü.

http://www.byegm.gov.tr/YAYINLARIMIZ/yuzyil/images/1970-1979/Image202001.jpg

 

 

 

ESERLERİ
Abdi İpekçinin Afrika, İhtilalin İçyüzü, Dünyanın Dört Bucağından gibi eserleri vardır.

Next Page »